“İşten değil dişten”

Yaş aldıkçamıdır nedir yoksa gelen giden arttıkça mıdır nedir geçmişin ve hayatın muhasebesini (getirip götürdüklerini) daha çok yapar oldum
Yılbaşı geliyor 2018 izde bitiyor gidiyor
Ekonomistlere bakarsanız 2020 sonuna kadar felaket seneryoları
Siyasetçiler bakarsanız hala bir çekişme içerisindeler 3 yanlış 1 doğruyu götürüyor
Makro seneryolar global çözümler havada uçuşuyor
PEKİ HANE HALKI ne yapacak kısa vadede acil çözümler neler
DÜŞÜNDÜM DÜŞÜNDÜM
Ve işin içinden çıkamayınca her zaman olduğu gibi aklıma ATATÜRK ve ekibini devrimlerini rahmetle anmak geldi
Geldide sayalım sevelim hatıryalım eeeeee sonra
YETMEZ , yetmiyorda
Artık attıkları temeller üzerine yeni yeni yapılanmalar yapmak zorundayız nedemiş ” ey türk gençliği…..”
Aklımızı beynimizi her türlü emeğimizi atılan bu devrimler için kullanmalı çalışmalı üretmeliyiz
Ürettiğimize sakip çıkmalı yerli malı haftalarımızı yerli malı yılı olarak yaşamalı
İşten değil dişten arttırmalıyız
Bugün refah seviyesi en yüksek ülke isvicre örneğin
Gelir ve gider tablolarına bakın
Mütevazi yaşam koşullarına bakın

Bir zamanlar bizdede böyleydi mesela babam araba alacakken java bir motor almıştı heryere onunla giderdik. Yada annemim bir dikiş makinası vardı ve biz kıyafetlerimizi küçük dokunuşlarla onda düzenlerdik bir önceki yılın kitaplarını abla ve abilerimizden temin ederdik ve 1 sene sonra vermek üzere kaplarla korur temiz kullanırdık şimdi öylemi bir düşünün
Daha çok sorgular tutumlu olmaktan gurur duyar, büyüklerimizce de bu yolda birikim yapmaya teşvik edilirdik
Bayramlarda yada karnelerde yada özel gün ve başarılarda bir harçlıkla ödüllendirilir hedefler konarak yönlendirilirdik

 

Işıkları kapatmak, kuruyan ekmekten çeşitli yemekler üretmek, eskimiş kazaktan sökülerek yenisini örmek seyahatlere toplanarak tek arba girmek köylerde imece taktir edilir ve yüceltilirdi

Bugünlerde kardeş kardeşle şirket kuruyor az palazlanınca kurumsallaşmağa çalışacağına ayrılarak yeni 2 şirkete bölünüyor. Evlenerek büyüyen dünya devleri yerine bölünerek yok olan süreçler içerisindeyiz
Ne demiş yunus
“Bölünürsek yok oluruz birleşirsek var oluruz”

Sanırım fabrika ayarlarımıza dönmeyiz zira Atatürk’ünde dediği gibi “muhtaç olduğumuz kudret damarlarımızdaki asil kanda mevcuttur ”

Not.. resimler alıntıdır.

Biriz ve birlikteyiz

Biriz ve birlikteyiz

İnsanoğlunun gelişmesi yüz binlerce yıl aldı maalesef. Gelişmişlik bir elbise değil ki giyelim olsun ve muasır medeniyetler seviyesine hop diye ulaşalım. Tek tek gelişime açık olmak,
bunun için tembellik etmemek, çok çalışmak, bu kültürü oluşturmak ardından sürdürülebilir bir hale getirmekle ancak muvafak olunabilir.
İnsanın sosyalleşme ihtiyacı temel ihtiyaçların en başında geliyor.
Ya hep birlikteysek varız, ya da topyekûn yokuz. Güneş parlarsa bitki fotosentez yapıyor, oksijen üretiyor ve nefes alabiliyoruz. Biriz ve birlikteyiz. Yani varlığımızın yeter ve gerek şartı bütünlüğümüz. Diğer canlılardan Tek farkımız ise kuş gibi uçmak, balık gibi yüzmek isteğimiz, yani biyolojik yetkinliklerimizin üstüne çıkmak. Bunu yönlendiren ise meraklarımız ve deneyimlere olan açlığımız
Diyeceğim o ki reel dünya da olsa, sanal dünya da olsa birlikteliğimiz bizim asıl hedefimiz olmalı ki bu bizi Türümüzün devamlılığına ve mutluluğa götürebilsin.
‘Tek bir hayatımız var’ diyor, Mehmet Semih Söylemez. Evmiş, işmiş, okulmuş, sosyal hayatımızmış… Bunlar birbirlerini tamamlamıyorsa hayat hayat olmaktan çıkıyor ve sosyal hastalıklara dönüşüyor savaş gibi ekonomik krizler gibi
Sadeleşmeli, toplum olarak gerçek ihtiyaçlarımızı belirlemeli ve tüketim toplumundan üreten fayda yaratan modele geçmeliyiz. Başka yolu yok gibi

Notes_181212_150459_cd5 (1)-compressed

Evde anne, iş yerinde patron, odada başkan

Evde anne, iş yerinde patron, odada başkan

İbrahim LALELİ/ANTALYA, (DHA) – MAKİNE Mühendisleri Odası (MMO) Antalya Şubesi’nde ikinci dönem başkanlık görevine getirilen aynı zamanda Terma Tesisat, Elektrik ve Makine Şirketi Yönetim Kurulu Başkanı Ayşen Hamamcıoğlu, evinde anne, iş yerinde patron, odada ise başkanlık görevlerini yerine getirirken yaşadıklarını anlattı.

Ayşen Hamamcıoğlu, hayatındaki üç önemli unsurun birbirine çok benzediğini söyledi. Toplumda kadınların daha şefkatli, daha yönetici, daha kapsayıcı olduğunu aktaran Mamamcıoğlu, “Her evde hemen hemen yönetimi kadınlar yapar. İş hayatımda ise çalışan arkadaşlarınıza liderlik yapıyorsunuz. Odada ise her sesi dinleyip, doğru karar vermek önemli olan. Ben dinamiklerini doğru koymayı ve herkesin hakkını verip onların yerine düşünmeyi ve son noktayı koymayı iyi biliyorum. Bu da benim işlerimi kolaylaştırıyor” dedi.

Güne saat 05.00’te başladığını, bisiklete binerek spor yaptığını belirten Hamamcıoğlu, sağlıklı beslenmenin gündelik hayatındaki enerjisinin kaynağı olduğunu kaydetti. Hamamcıoğlu, yol arkadaşı, aynı zamanda iş yerindeki ortağı eşi Mehmet Hamamcıoğlu, üniversite öğrencisi oğlu Mehmet Atakan ve üniversiteye hazırlanan kızı Sevim ile birlikte birbirlerine sıkı sıkı bağlı bir aile olduklarını söyledi.

MMO Antalya Şubesi’nde ikinci kez başkan seçilen ilk kadın olma ayrıcalığını yaşayan Ayşen Hamamcıoğlu, İstanbul’da eğitim hayatını sürdüren oğlu Mehmet Atakan ve kızı Sevim ile bir araya geldiklerinde hazırladığı sabah kahvaltılarıyla biliniyor. Çocuklarıyla yakından ilgilenen Hamamcıoğlu, ev, iş ve oda arasındaki dengeyi nasıl kurduğunu da anlattı.

KENDİMİ KEŞFETTİM

“Yaşadıkça kendimi keşfediyorum. Artık öğrendim, zorlanmıyorum” diyen MMO Antalya Şube Başkanı, oda üyelerine anne şefkati ile yaklaştığını söyledi. “Bu tür görevler kolay görevler değil. Büyük sorumluluk alıyorsunuz” diyen Hamamcıoğlu, şöyle konuştu;

“Evde iyi bir eş ve çocuklarımın annesiysem, odada da üyelerimin annesiyim. Ben onlara da o şefkatle yaklaştığımda sorunlar ortak potada kendi kendine çözülüyor, eriyor. Üyelerimiz de beni içine sindirdikleri için sorun yaşamıyorum. Kadın olduğumdan dolayı daha hassas oluyorum. Kimi zaman yaşadığım problemlerin nedeni duygusallığım. Doğru yaptığınız şeylerden doğru sonuçlar çıkıyor. Herkesi dinlemek ve doğru noktayı koymak mutluluk sağlıyor” dedi.

OĞLU OKUDUĞU ÜNİVERSİTENİN OTOMAT İHALESİNİ ALDI

Aile yaşantısında ise dengeleri gözettiğini anlatan Hamamcıoğlu, ailesinden gururla bahsediyor. Hamamcıoğlu, Özyeğin Üniversitesi Endüstri Mühendisliği 4’üncü sınıf öğrencisi olan aynı zamanda Anadolu Üniversitesi Ekonomi Bölümü 3’üncü sınıf eğitimine devam eden oğlu Mehmet Atakan Hamamcıoğlu’nun, Özyeğin Üniversitesi’nde düzenlenen otomat ihalesini aldığını gururla anlattı. Oğlunun ticaretin içinde büyüdüğünü, bu nedenle kurduğu şirket ile eğitim aldığı üniversitenin 25 otomatlık ihalesini aldığını heyecanla anlatan Hamamcıoğlu, gururlandığını söyledi. Hamamcıoğlu, üniversiteye hazırlanan 12’nci sınıf öğrencisi kızı Sevim ile de özel olarak ilgilendiğini vurguladı.

‘BİZ ÇOCUKLARA NE VERİRSEK, ÇOCUKLAR DA DÜNYAYA ONU VERECEK’

Hamamcıoğlu, çocuklarını yetiştirirken nelere dikkat ettiğini ise şöyle anlattı:

“Çocuklarıma 18 yaşına kadar mentörlük yapıyorum, yaptım. 13 yaşına kadar sürekli itiraz etmesini ve beni ikna etmesini sağlayacak ortamlar yarattım. ‘Beni ikna et, neden onu almak istiyorsun, neden onu almalıyım’ gibi. Mücadele güçlerini artırmaya çalıştım. Hiçbir zaman okul başarısı benim için başarı olmadı. Özel hayatlarında yaptıkları etkinlikler ve arkadaş ortamlarıyla değerlendirdim. Beni ikna edebilen, bütün dünyayı ikna edebilir. Bizler onların önlerindeki tek rol modeliz, baba ve anne. Her şeye ‘hayır’ diyerek başladım. Ondan sonra onların ikna gücünü yükseltmeyi ve rahatlık alanını bozmalarını sağladım.” DHA

Kanun çok…

Kanun çok…

Kadına yönelik şiddet konusunda bugüne kadar kınamaların, toplu yürüyüşlerin, sosyal medya tepkileri, siyasilerin tepkilerini gördük. Ama sonuç olarak baktığımızda herhangi bir gerileme ya da azalma olmadığını görebiliyoruz. Türkiye’de her gün yaklaşık 400 kadın şiddete maruz kalıyor ve her 3 günde 2 kadının bu şiddetin sonucu olarak öldürülüyor. Bunda cezaların yetersiz olmaması mı etkili ya da bu sorunun çözümünde farklı bakış açıları mı geliştirmek gerekiyor. Yalnızca Türkiye’de değil Avrupa’da da rakamların son derece yüksek olduğunu görüyoruz. Sizin yorumunuz nedir?

Kanun çok… Devamlı yenileri çıkarılarak, çözüm bulunmaya çalışılıyor ‘muş’ gibi yapılıyor!
Ancak şu bir gerçek ki; uygulanışı, takibi ve denetimi yetersiz…
Şöyle düşünelim:
Çocuklara eğitimi ve yaşamı, cezalar ya da ödüller vasıtası ile öğretiyorsunuz.
Sınava giriyor; geçer notu almazsa sınıfta kalıyor, alırsa geçiyor.
Ya da evde yapma denilen bir şeyi yaptığında tokat yiyor, horlanıyor, yap denileni yaptığında ailenin övgüsünü alıyor… Ve çocuğun kişilik yapısı bu iki uç arasında şekilleniyor.
Ödüle odaklı bir nesil, sonuç odaklı kapitalizmin pompalandığı düzen içerisinde kendine yer bulmaya çalışıyor ve bu sistemin bir parçası haline geliyor.
Kültür ailede başlıyor, okullarda, şehirde ve ülke genelinde bir ‘hale’ ulaşıyor.
İşte bu haller bize, bugünkü çıktıları veriyor.
Mesela evde yetişirken çocuk anne babayı örnekliyor. Baba, anneyi dövüyorsa ve bununla ilgili yasada güvenilir bir takip sistemi yoksa eğer; zamanla kanıksanıyor ve normalleşiyor.
Kız dayak yemeyi, erkek ise dayak atmayı, büyük emretmeyi, küçükse emir almayı…
Yasalar yetersiz, yürütme yoksa ve takibi yapılmıyorsa, sizin önce babanıza, sonra topluma daha sonra da sisteme güveniniz kalmaz.
Güce kuvvete inanmaya başlarsınız, sonra güçlü olan kazanır, güçsüz olansa ezilir, dövülür, horlanır…
Diyeceğim o ki; şiddet toplumsal ve kültürel alt yapıya yerleşmeden, reform niteliğinde yaptırımlar devreye sokulmazsa ve devlet eli ile denetim ve takip sağlanamazsa çözüm maalesef imkansız. Biz hep sonuçlar üzerinden çözümü konuşuyoruz. Dolayısıyla da şiddet son bulmuyor aksine her geçen gün daha da artıyor.
Artık sebepleri konuşmalıyız ve bu sebepleri aynı potada eritmeliyiz.
#YETER ARTIK…
Eğitim, fırsat eşitliği, insan hakları, saygı, aile kavramı, şiddetin denetimi ve takibi, sosyal devlet anlayışı sağlam temellere oturtulmalı, sığınılacak tek liman, adil, güvenilir bir yargı ve devlet yapılanması sağlanmalıdır.

‘Post-truth’

‘Post-truth’

Oxford Sözlükleri her yıl bir önceki yılın en çok kullanılan ve süreci en iyi yansıtan sözcüğünü seçiyor ve ‘Yılın Kelimesi’ olarak ödüllendiriyor. Bu sayede geçip giden yılın dil bakımından yansıtılmasını hedefliyor.

Mesela üç yıl önce Oxford Sözlüğü yılın sözcüğün olarak ‘Selfi’yi seçmişti, hatırlayacak olursak; gerçekten de toplumun ortak eylemlerinin en popüleri idi.

Geçtiğimiz yıl ise ‘Post truth’  yani  ‘ÇELİŞKİLER’ kelimesi oldu. Devamını Oku

Günah Ruhun Yer Çekimidir

Günah Ruhun Yer Çekimidir

Hepimizin enerji alanları var,  .bazıları bunu kollarınızı açıpda  döndüğünüzde süpürülen alan kadar olduğunu,  bazıları   da hissedebilen  (uyumlanmış) ellerle ölçülen kadar bir enerji olduğunu söylüyor..Bu kalkan aslında bizi kötülüklerden (zulmani enerjilerden) koruyan  bir kalkan gibidir.. Aslında ben bunu etrafımızı sarmış olan iç bükey bir ayna gibi düşünmüşümdür hep. Ne yollarsanız o döner size ,  bolca gülüyorsanız  her tarafta gülen insanlarla karşılaşırsınız  yada   olumlu bakış açılarınızın  size mutluluk getirmesi gibi.. Hani sanki içi sırlanmış bir yumurtanın içindeymişiz gibi yani ..
Devamını Oku

Bilmemenin Gücü

Bilmemenin Gücü

Şimdi hep bilmenin gücünden bahseder iken nereden çıktı bu bilmemenin gücü diyeceksiniz, şöyle açayım daha anlaşılır olacak sanırım ”bilmişliğin güçsüzlüğü”  …Biliyorum tamam artik demenin insana yarattigi cehennem.tabii bunu fark etmek için bayagi bir tecrübe yasamak zorunda kaliyorsunuz..Yeni çagda bu günkü dogrularla yarinkiler artik ayni olmuyorlar .. kendi adima bir karar aldim, arastirma yaparken ve özellikle teknolojik bilimsel ve belgesel içerikli yayinlarin 2000 yili sonrasi olanlari tercih ediyorum ..Bu eski bilgileri ret etmem anlamina gelmez tabii.
Devamını Oku

Kristalografi

Kristalografi

”Kristalografinin doğuşu kabul edilen, X-ışınlarının keşfedilmesi nedeni ile verilen ilk Nobel Ödülünün üzerinden 100 yıl geçmesi bağlamında, temmuz 2012 Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda 2014 yılı, Dünya Kristalografi Yılı olarak kabul edilmiştir.”Kristallere  ve taşların sırlarına  hep ilgi  duymuşumdur.. Hatta kitaplar okumuş makaleler yazmış hatta bir kaçta sunum yapmıştım..işte ne bileyim burçlara göre taşlarmı desem baş ağrısına iyi gelen kaplan gözü mü desem neler neler.. bütün alakam bu yönde idi.Bu  vesile  şöyle wikipediaya girip okuduğumda çok ilginç bir tanımla karşılaştım

Devamını Oku