AYŞEN HAMAMCIOĞLU
 
Y.Müh:Kazım Kızılca

Hoş geldiniz.

Hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Bizlere bu fırsatı veren Derneğimiz Yönetimine, Başkanımız Sayın Cafer Ünlü’ye teşekkürlerimi sunarım.

Toplantı öncesi notlarımı hazırlarken bizim kuşaklardan tesisat konusu ile ilgilenen meslektaşlarımın pek çoğunun aramızdan ayrılmış olduğunu üzülerek gördüm.

Teknik Üniversiteyi bitireli elli seneden fazla olmuş. Bu süreyi mesleğimle dolu dolu, mesleğimden ve yaptığım işlerden büyük zevk alarak yaşadım.

en küçük işimden bile mesleki yönden beni yere baktırmadığı için Ulu ALLAH’ıma her zaman şükrettim.

Bunda, mesleğime ve meslektaşlarıma aşırı saygı duymam ve bildiklerimi kendimde saklamayıp çevreme yaymam ana faktördür.

Ayrıca, Atatürk’e ait olduğunu duyduğum aşağıdaki sözü düstur kabul etmişimdir; büyük Türk Kocaman Türk

“Yoruldum demeyiniz, yorulursunuz” der.

Hatta yaşlandım demeyiniz.

Oldukça zor tahsil dönemi geçirdik.

Harp bittiği halde harbin tesirleri çok ağır şartlarda devam ediyordu.

Ortaokul, lise dönemini ise harp yıllarının içinde daha da zor şartlarda yaşadık. Türkiye’de sadece İTÜ ve ondan önceki Yüksek Mühendis Mektebi, fen  derslerinden tek kademeli yazılı imtihanla öğrenci alıyordu.

İmtihan soruları da uzun süre gündemde kalırdı. Bizim devre üniversiteye girmeden bir dönem önce Milli Eğitim Bakanlığı imtihanı kaldırdı. Bizim dönemde üniversiteye imtihansız giren ikinci dönemdir. Bir önceki dönem lise fen şubesi-edebiyat şubesi lise bitirme ve olgunluk derecesine göre girdi. Bizim dönem de ise derslere katsayı verildi. Ders notları katsayıları ile çarpılarak bulunan toplam puanla üniversiteye kabul edildi.

Bizden iki sene sonra tekrar imtihan konuldu.

İTÜ’den önceki Yüksek Mühendislik Mektebinde 6 yıl, İTÜ’de ise 5 yıl idi. Giriş imtihanını kaldıran öğrencilermiş gibi, imtihansız üniversiteye girdiğimiz için birinci sınıf hocalarımız bizlere düşman gibi bakıyordu.

Birinci sınıftan ikinci sınıfa geçebilmek için de çok ağır baraj şartları konmuştu. Ağır baraj şartlarından dolayı hiçbir kuruluş birinci sınıfta burs vermedi ve Üniversite parasız öğrenci almadı.

Fizik hocamız Ord. Prof. Salih Murat Uzdilek birinci dersten itibaren üç katlı entegral ile ders anlattı. Lise de tek katlı entegral okunuyordu.

Üniversite çatısı altında tabanca ile vurulup öldürülen matematik hocamız Doç. Feyyaz Gürsan büyük ölçüde kapris yapıyordu.

Doç. Feyyaz Gürsan ölümüne kadar liseler için çok faydalı neşriyat yapmış, ölümünden önce de mühendislik matematiği üzerinde çalışmakta idi.

İkinci sınıftan itibaren mesleki ders hocalarımız ise çoğu genç ve arkadaş gibi idiler.

O yıllarda Üniversitede İnşaat-Makine-Elektrik ve Mimarlık olmak üzere 4 fakülte vardı. Üniversiteye giren öğrenci sayısı 450-500 kişi idi.

Yukarıda da bahsettiğim gibi ikinci sınıfa geçip tahsile devam edebilmek için çok sert barajların aşılması gerekiyordu.

Birinci sınıfa 110 kişi girdik, ikinci sınıfa 14 kişi geçebildik.

Bizim sınıfa Gümüşsuyu’nda Askeri Hastahane ve futbol sahasına bakan üçüncü katta D.303 No’lu dershane tahsis  edildi. Son dört senemizi aynı sınıfta okuduk. Bütün hocalar bize verilen sınıfa geldi. İlk dersten itibaren, yabancı hocalarımz da dahil bütün hocalar adımızı numaramızı öğrendi. Bütün sınıf mecburen çok çalışıyordu.

Sınıftan 6 arkadaş üniversitede asistan kaldık. Akademik kariyerde sonuna kadar giden arkadaşlarımız Sevgili Vedat Arpacı, Sevgili  Süha Selamoğlu ve Sevgili İlhan Birkan kardeşlerimizdir.

Ben de dahil diğer arkadaşlarımız çoğu açlıktan, yokluktan asistanlığı bıraktık. 167 lira 25 kuruş maaş alıyorduk. 25 kuruşta mutemette kalırdı. 25 kuruş az para değildi. Yeşil renkli ikinci mevki tramvay bileti 3 kuruş idi. 4 gün üniversiteye gidiş geliş parası eder. İki arkadaş Aksaray’da adam başı 100 liradan bir ev kiraladık. Kalan para ile geçinmek mümkün değil. Öğretmen babam oğlu doçent, profesör olsun diye ayda 100-150 lira yardım ediyordu. Asistanlık döneminde bizlere teorik yönden çok yardım eden hocalarımızdan Ratıp Berker, Bekir Dizioğlu ve Selim Palavan’ı başta sayabilirim.

Selim Palavan’ın bir imtihanında, sınıf Fakülte kalemine tesir edip çok küçük bir sınıfı ayırtmış. Nerede ise bir sırada üç kişi oturuyor.

Kopya çekilmesine fazla değer vermeyen hoca duruma çok sinirlendi. Üniversite içinde arkasında bir doçent iki asistan boş sınıf aramaya çıktık. Zemin katta büyükçe boş bir resimhane, üçüncü katta boş bir sınıf bulundu. Zemin katta kendisi e diğer arkadaşlar kaldı. Sen sualleri yazdır ben sonra gelirim dedi ve bana sualleri verip 20-25 kişi ile üçüncü kata gönderdi.

Sualleri yazdırıp hocayı bekledim, imtihan sonuna kadar gelmedi. Sonradan mesai arkadaşım olan Sevgili Celal Okutan ve Sevgili Vedat Tolga dışında bütün sınıf kopya çekiyordu. Kopya çekenin kağıdını alıp sıfır vermek kolay değildi. Basketçi Hikmet iki soruyu çözmüş üçüncüye başlamış. Yüzümü kızartıp Hikmet iki soruyu çözmüşsün, üçüncüyü bırak artık dedim. Aldığım cevap

“Ağabey, akın halinde, hücum halinde hakem bile düdük çalmaz” oldu.

Bu mihval üzere günler devam ederken 3-4 günlüğüne Ankara’ya geldim. Ankara’daki arkadaşlarımı ziyaret ettim.

Devre arkadaşım İnş. Yük. Müh. Refik Akarun’a uğradım. Kendisi İşçi Sigortaları İnşaat Müdürlüğü Statik Büroda çalışıyordu.

Refik ne iş yaptığımı, maaşımı, nasıl geçindiğimi sordu. Babamın yardımından bahsettim. Şaşırdı. Ben pazarları çalışırsam ayda 1400, normal 1 ayda 1200 lira alıyorum dedi ve beni İnşaat Müdürü Baha Türdü’ye götürdü. Baha Bey biraz küfürbaz ancak çok iyi bir insan ve Müdür idi. “Ulan seni gözüm tuttu yarın işe başla” dedi.  

Son sene MTA’dan burs almıştım. MTA’ya olan mecburi hizmetim Üniversiteye devredilmişti.

O senelerde mecburi hizmetli olmak cüzamlı olmaktan beterdi. Mecburi hizmetiniz varsa ne diploma ne de çıkış belgesi alabilirdiniz. Durumu Baha Türdü’ye anlattım. Baha Bey, cevaplı telgrafa mecburen cevap verirler, çekeriz telgrafı, cevabını diploma olarak kullanırım dedi.

Sonunda bu şekilde o zamanki adı “İşçi Sigortaları” olan Kurumda İnşaat Müdürlüğü Tesisat Bürosunda işe başladım.

İşe girdiğimde tesisat bürosunda benimle beraber benden on üç sene önce mezun bir elektrik mühendisi ve iki teknik ressam vardı.

Sonradan kadromuz 20 kişiye dayandı.

Bizim dönemde ısı, ısıtma dersi hemen hemen hiç okumadık. Bu konuda hocamız üniversite rektörü idi. İdari işlerden vakit bulamadığı için üç veya dört defa yarımşar saat derse gelebildi.

Tesisat konusunda ne öğrendiysek memuriyette öğrendik.

Memur olarak tesisat mühendisliği yapmak aynı zamanda kontrol mühendisliği yapmaktı. Bizler, “Ataşman-İstatistik veya hak ediş-yeşil defter-geçici kabul ve kesin kabul” gibi kelimeleri ilk defa memuriyete başlayınca duyarız.

İnşaatçı arkadaşlarımız ise “İnşaat Bilgisi” dersinde bu konuları öğrenerek meslek hayatına başlarlar.

Ülkede 2000 civarında makine mühendisi olduğunu sanıyorum. Tesisat konusunda çalışan meslektaşlarımız da oldukça azdı. Çoğumuz tanışırdık. Büyük ölçüde mesleki dayanışma, bilgi alışverişi, kitap alışverişi vardı.

Yabancı firma mümessilleri ve yerli firma sahipleri ile teknik elemanları meslekte yetişmiş bilgili elemanlar idi.

Akla gelenler, Sabahattin Sunguroğlu, Fahrettin Arel, ECA cılar, Tokarcılar, Leon Parunak, Konya Lezzetli Necati Doğanbey, Kristofero Moretti, Süheyl Decan daha niceleri.

Onlardan bazı şeyler öğrenebiliyorduk.

Bu şahıslardan bahsedince onlarla ilgili bazı hatıralarımı dile getirmek gerekir. Leon Parunak, Paris Teknik Üniversitesi mezunu Ermeni asıllı bir makine mühendisi çelik kazanı, dirsek tipi Wilo Pompa, Sümerbank tiftik tarağı gibi Türkiye’de ilkleri yapan birisi.

En önemlisi TBMM binasının arka bahçesinde üzeri taş kaplı küresel bir kümbet vardır. Bu kümbet harp senelerinde Cumhurbaşkanı ve Hükümet üyeleri için zehirli gaz sığınağı olarak yapılmıştır. Zehirli gazlardan koruma sistemi ve filtrelemesi Leon Parunak tarafından yapılmış.

Sistemin kabulünün nasıl yapılacağı hakkında kabul heyeti karar verememiş. Sığınağın içine değişik hayvanlar konarak dışarıdan sığınak içine zehirli gaz basılmasında da tereddütler hasıl olmuş.

Parunak, “Bu işin kabulü yapılamaz ise ben zaten öldüm demektir, onun için beni sığınağa koyup kapıları kilitleyin ve içeri gaz basın. Bir süre sonra ben sağ çıkarsam kabulü yaparsınız” demiş. Kabul bu şekilde yapılmış.

Sonradan tesisat konusunun temel taşlarından Vehbi Ekesen Abimizden de kabulün Parunak’ı sığınağa sokarak yaptıklarını duydum.

Vehbi Ağabey’den bahsedince birkaç hatıra daha dile getirmek gerekir.

Esenboğa’ya hava alanı yapılması için bilir kişi olarak araziyi tetkik ederken meraklı yaşlı bir köylü yanlarına yaklaşıp ne yaptıklarını sormuş köylü “Beyler buranın sisi, rüzgarı varken buraya tayyare meydanı yapamazsınız” demiş.

Karabük’ün üzerinde hava boşluğu olduğu ve Kara Denizdeki Rus harp gemilerinin top menzilinin dışında olduğu için seçildiğini de hocam Lutfullah Ulukan’dan dinlemiştim. Vehbi Bey’in Bayındırlık Bakanlığında müsteşar yardımcılığı döneminde bir gün ona uğradım.

Mesai bitiminden sonra Sıhhiye de, Orduevinin karşısında Mühendisler Birliği Binasına karşı yürüdük.

Bakanlığın hukukçularından çok dertli idi. Bir af kanunu çıktığında en çok sevinenlerin masalarında bekleyen binlerce dosyanın yüzlere düşmesinden dolayı temyiz mahkemelerindeki hakimler olduğundan bahsetti. Dertli olduğu konuya geldi. Kalorifer tesisatı taahhüdü yapan bir müteahhidin işinin geçici kabulünde, kabul heyeti hidrometre ve termometrenin noksan olduğunu iki ay sürede noksanların giderilmesini kabul zaptına yazmış. Bir süre sonra müteahhit kabul noksanlarını gideremeden ölmüş ve 1/3 gecikme cezası işlemeye başlamış. Müteahidin varisleri teminat mektubunu geri almaya geldiklerinde tahakkuk eden 1/3 gecikme cezası toplamının adamların öz varlıklarını aşmış.

Vehbi Abi, konuyu Bakanlık hukukçularıyla görüşüp “yapacağımız hiçbir şey yok” cevabını aldığı için çok dertlenmişti.

Geçenlerde bir radyo programında İTÜ Gemi İnşa ve Denizcilik Fakültesi Dekanı Prof. A. İhsan Akdoğan’dan dinlemiştim. İsviçre’ye gittiklerinde “Sizde deniz yok ama denizcilik bakanlığı var nasıl oluyor?” diye sordukları zaman adamların cevabı “Sizde adalet bakanlığı var” olmuş.

Firma sahipleri, yabancı firma temsilcileri ve elamanlarının meslekten ve bilgili kişiler olduğunu ifade etmiş idim.

Domestik kalorifer kazanlarında da çelik boru kullanılmasında ısrarlı olduğumuzdan bizleri ikna edebilmek için Sabahattin Sunguroğlu, koltuğunun altında yabancı kazan katalogları ve yabancı standartlarla tesisat bürosuna taşınmıştı.

ECA cılar, Ekrem ve Cahit Elginkan ile Kristofora Moretti, yerli imkanlarla prinç döküm imalat yapacaklarını bunları inşaatlarımızda kullanmamız için;

Siz keşke yerli yapın, dememize rağmen her gün karşımızdalardı.

Rafineleri faaliyete geçtikten sonra da Petrol Ofisinden bir emekli general binalarımızda fuel-oil yakmamız için sık sık bize uğrardı.

ECA nın inşaat mühendisi Ekrem ve Cahit’in E ve C si babaları Ahmet Elginkan’ın A sından geldiğini çok kişi bilmez. Elmor’un EL’inin Elginkan MOR’unun K. Moretti’den geldiği de pek bilinmez.

Devrimizin tesisat ustaları da Macar’ların, Alman’ların yetiştirdiği çok tecrübeli, bilgili, terbiyeli, ukala olmayan kişilerdi.

Bunlardan biri İbrahim Şenkal, Pepeme İbo. Kendisine usta diye hitap edemedim. Hep İbrahim Bey dedim.

Tesisatını yaptığı bir binadan bahsederken “Muammer Bey bu binanın tesisatını 25 sene önce ben yaptım, daha suyu boşalmadı” yani benim yaptığım tesisatta akma, sızıntı olmaz” diye övündü. İbrahim Bey çatıdaki genleşme deposundan buharlaşma kaybı da mı olmaz”  dediğim zaman aldığım cevap “Püf ben yaptığım tesisatın imbisat deposuna 3-4 litre yanık yağ, karter yağı döker suyun hava ile temasını önlerim” oldu. Süreyya Paşa Sanatoryumunun tesisatını yapan Pala Bıyık Nuri ve üç kardeşine, yönü doğru olmadığı için gasil masasını monte ettiremedim. İki yüzü fayans kaplı büyük bir duvar yıktık.

Cenaze yıkamanın dini bir tören olduğunu, gasil masasının yönünün uygun olması ve gasil masasında cenaze mezara yattığı gibi, başının batıya sağının kıbleye bakması gerekiyormuş.

Ankara’da Diyanet İşlerinden sordum Pala Bıyık doğru biliyordu.

Meslekten tesisat taşeron firması çok az sayıda idi bu bakımdan müteahhitlerimiz usta taşeronlar ile tesisat işlerini götürüyorlardı.

Bu yüzden tesisat ustaları ile içli dışlı idik. Onlardan pratik yönden, cihaz montajı yönünden bazı bilgileri öğrendik.

Meslektaş taşeronlar arasında Fahrettin Arel’in KAREL Ltd. Şti., Sungurlar, Tokar, İzmir’de Hayrettin Yorgancıoğlu, İstanbul’da birkaç Rum tesisatçı Elektrik İşlerinde Adnan Golar ve Hüseyin Arabul’un EMEK elektriğini sayabiliriz. Tesisat Proje bürolarının sayıları da çok azdı. Hatırımda kalanlar:

Orman Çiner (TİB), Yavuz Bey, Engin Kenber, Fikret Taşangil, Necdet Uran, Turhan Yaşlıca, Selçuk Samurtaş, elektrikçi Naci Sarısözen son senelerde. Mehmet Turgut’un SANTES’i Devlet dairelerindeki bazı meslektaşlarımız da piyasaya proje yapıyorlardı.

O tarihlerde İşçi Sigortalarına para girişi çok fazla ödemeleri ise çok azdı. Apartmanlar, işhanları, dispanserler, hastaneler, oteller, inşaat işlerine ayrılan par da Bayındırlık Bakanlığı bütçesi ile yarışacak seviyede idi.

Tesisat bürosu kadro olarak oldukça tecrübeli hale gelmiştik.

Bilhassa hastane tesisatı konusunda çok iyi idik.

Dünya Sağlık Teşkilatının doktor, mimar ve tesisat mühendisi olan üç elemanı zaman zaman bizlerle mesleki bakımdan temas halindelerdi.

Ayrıca çok meşhur İsviçre’li bir mimarın (Jean Walter olabilir) eseri olan Cebeci Ankara Hastanesi tesisat cihazların bakımından mükemmel bir okuldu.

Hastanenin ayna tırnağına varıncaya kadar bütün tesisat malzemesi ithal malı idi. Hastahane çok müteahhit değiştirmişti. En son müteahhidi Vehbi Koç, tesisat işlerini Sami Yazıcılar yapıyordu. Bir de Alman tesisat şantiye şefi Mak. Müh. Pesler vardı. Ankara Hastanesinden yoğurt mayalama dolabı, süt kaynatma kazanı, tanbur, gövde etüv, soğuk oda kapıları gibi bir çok cihazı kopyalayarak projelendirdik. Yerli imal edilmesini sağladık. Şantiye Şefi Pesler cihaz kopya ettiğimizi görünce beni hastane şantiyesinden kovdu. Ondan sonra Bayındırlık Bakanlığında Tesisat Bürosu Şefi olan Serbülent Abi’den aldığım serbest giriş kartı ile inşaata giriş yaptık.

Sigortada bizim hiçbir hastanemizde yapamadığımızı Ankara Hastahanesi yaptı. İnşaat bittikten sonra Pesler’i iki seneye yakın hastanede teknik müdür olarak çalıştırdı. Serbülent Bingöl’ü saygı ve rahmetle anmak isterim. Bizim konumuzun en büyüklerinden, temel taşlarındandır.

Serbülent Abi bu çalışmaları Makine Mühendisleri Odasına mal etmek istedi.

Ben sigortadan Serbülent Bingöl Bayındırlık Bakanlığından ayrıldıktan sonra hazırladığımız dosyaların kaybolması büyük üzüntüdür.

Fiat anazilzelerine benzer bir konu da tesisat işleri birim fiyatlarına demir fiyat farkı verilmesi hususudur.

54’lü İnşaat Yük. Müh. Safa Giray Bayındırlık Bakanı iken yakın arkadaşlığımı kullanarak konuyu devamlı gündeme getirdim.

Demir fiyatlarına zam gelince, inşaatçıların basit inşaat demirine bile fiyat farkı veriliyor. Benim her şeyim demir, Tesisat birim fiyatlarına fiyat farkı yok.

Konuyu sınıf arkadaşı Müsteşar Şevket Bey’le çözmemi söyledi. Piyasadaki büyüklü, küçüklü tesisatçı firmalarla temas kurdum, istenilen neticeyi elde demedim.

Şu anda, Bakanlık kendi elemanları ile, tesisat işlerinin tamamını kapsamayan ve tatminkar olmaktan uzak formüllerle işi geçiştiriyor.

Memuriyet döneminde, bize iş yapan müteahhitlerin pek çoğu meslekten mimar, mühendis kişilerdi. Karşılıklı mesleki saygımız vardı. Meslek hayatımda, tatlı, zevkli, gurur verici pek çok hatıra olduğu gibi, az da olsa olumsuz, tatsız hatıralarımız da tabii ki vardı.

Genç yaşlarımızda çok yaygın olmasa da menfaat sağlama, avanta alma olayları az da olsa vardı. Sedef Adasında villa, kooperatif hissesi teklifi zarf içinde para teklifi ile karşılaşmamak elimizde değildi. Teklifleri sert şekilde reddettiğinizde, o yolun yolsu olmadığınız anlaşılınca bir daha size yaklaşılmazdı.

O yolun yolcusu olanlar da zaten camia içinde belli olur ve camia tarafından dışlanırdı.

Almanya’nın birçok büyük firmasının Türkiye Mümessili bir şahsın para teklifini büyük hakaretlerle reddettiğimde bana söylediklerini unutamam. Unutamadığım sözler:

“Ben senin teklifimi kabul etmeyeceğini nereden bilebilirdim. Benim şu anda adada köşküm, kotram, metreslerim var.

Bunlar bir kısım meslektaşların sayesinde oldu. Bayındırlık Bakanlığı Birim Fiyatlarına markalarım durduğum yerde yazılmadı.”

O tarihlerde biri fiyatlarda “Senking …………. Modeli veya muadili” , “Aleksandr Werk AZ.25 modeli veya benzeri” ifadeleri vardı.

1950 nin son yıllarında, sabit birim fiyatlarla iş ihale edemiyorduk.

Birim fiyatları açık bırakıp müteahhitler tarafından fiyat teklifi alıyorduk.

Tamamı tesisat işi olan fiyat teklifi ihalemizi Ankara’da kazan imalatçısı bir firma almıştı. Birinci keşfi tarafımdan yapılan bu işi keşfindeki kazan 25 m² iken projeci yapan meslektaşımız tasdike verilen projede kazanı 50 m² olarak önümüze getirmişti. Projeci arkadaşıma ihalenin fiyat teklifine göre yapıldığını, müteahhidin kazan imalatçısı olduğunu kazan fiyatının çok yüksek teklif edilmesinden dolayı projede 50 m² gibi büyük kazan hesapladığını tahmin ettiğimi söylediğimde odamı terk edip çıktı.  

Bir süre sonra aynı arkadaş karşıma gelince, sözleşme fiyatlarına baktığını tahmin ettiğim gibi kazan fiyatının çok yüksek teklif edildiğini söylediğimde, bana göre meslek ahlakına sığmayan bir cevap aldım: “Arkadaş, bir avukat caniyi cani olduğunu, hırsızı hırsız olduğunu bildiği halde müdafaa etmez mi? Ben de tabii ki müteahhidi koruyacağım.”

Bu proje, projeci arkadaşımızın bite yaptığı son proje oldu.

Ne standart var, ne TSE var ne de odanın ağırlığı var. Taşeronluk yapan bir makine mühendisi, üzerinde kabartma 100 yazan, ancak içi çapı 58 mm Ø gelen bir pis su pik borusunu 100 lük boru diye iddia edebiliyordu.

Birim fiyat tarifleri boruları boru iç çapı diye tarif ettiği halde.

Serbest hayata, tesisat proje bürosu açarak başladım. Devrin kalbur üstü mimarlarının bir çoğu ile çalıştım.

Göz nurunun, emeğin bedava olduğu iş kolu.

Ankara Belediyesinde tesisat projelerini tasdik eden bir meslektaşım bana “Muammer Bey, senin projelerini çok beğeniyoruz. Ama çizim yönünden çizimi çok güzel” demişti. Mükemmel çizimi yapan ve bana bu büyük iltifatın (!) yapılmasını sağlayan kahraman en ön sırada oturan ve toplantıya benim için İzmir’den gelen Sevgili Mak. Müh. İbrahim İşbilen kardeşimdir.

Kendime, evlat kadar yakın hissettiğim Sevgili İbrahim, Sanat Enstitüsünü bitirdikten sonra 15-16 yaşlarında isen benimle teknik ressam olarak çalışmıştı.

Meslek hayatımda kulağıma küpe olan bir hatırama temas etmek isterim.

İşçi Sigortaları Genel Müdürü Doktor Cemal Kiper, mükemmel bir genel müdür, sigortanın İzmir Şube Binasının geçici kabulüne gidip gelmişiz.

Bina İzmir’de ikinci kordonda Müteahhit Mimar Celal Olcay, tesisat taşeronu Mak. Müh. Hayrettin Yorgancıoğlu.

Dr. Cemal Kiper o günlerde öğle paydosunda doğru beni odasına çağırdı. Masanın üzeri bom boştu, masanın bir köşesinde İzmir Şube Binasının geçici kabul zaptı duruyordu. Dr. Cemal Bey,

İnşaatlarla ilgili bazı şeyleri sordu.

Kabul zaptı ile ilgili bir şeyler bekliyordum, tesisat işlerinde 40-50 tane noksan yazmıştım. Sonunda sordu Şube binası inşaatını nasıl buldun?

İnşaatın çok düzgün olduğunu, müteahhidi Celal Olcay Beye teşekkür yazısı gönderilebilir diye cevap verdim.

Aldığım cevap “Be evladım sen mühendis misin, müfettiş misin? Bu kadar noksan yazıyorusun.”   

O anda sebebini bulmuştum. Temiz inşaata girince en ufak hata göze batıyor. Düzgün olmayan bir binada üçüncü, beşinci belki onuncu hacme girdikten sonra kanıksıyorusunz, hataları göremiyorsunuz, hatalar tabii geliyor.

1950’li 60’lı yıllarda bina inşaatında, bilhassa hastane inşaatında çok büyük zorluklar vardı.

Tesisat malzemesinin büyük kısmı, hastanelerde mutfak, çamaşırhane, soğutma cihazları, klima santralleri, asansörler, elektrojen gurubu, telefon santrali gibi ana malzemenin tamamı ithal malı idi.

 1958 sonralarında Genel Müdür Muavinimizle İzmir Buca Hastahenesi inşaatına gittiğimizde, inşaatın bodrum katında yemek montaj kuyusunun altında yedi kat yukarı bakıp, “evlat buraya kasnaklı, zincirli, ipli, urganlı bir sistem kuramaz mıyız?” diye bana sual soruyordu.

Ankara’da bayiliğini yaptığım İstanbul’daki brüör firmasına ithal kotalarından döviz tahsis edilmişti. Tahsis edilen dövizle ilgili olarak Maliye Bakanlığı ile temas gerekiyordu.

Günler boyu ilgililer beni kabul etmedi. Tahsis edilen dövizin yanmasına kısa süre kala, Maliye Bakanlığı koridorunda bütün gün bekledim.

Koridordaki 1,20x1,80 m. Lik bir port manto beni uyandırdı.

Port mantonun üzerinde eliptik prinç bir etiket vardı. Etiketin üst çevresinde……

Frere, alt çevresinde Costantinopl, ortasında eski Türkçe bir yazı vardı.

Bu port mantoyu üzerindeki prinç askılıkları ile ambalaj kerestesi ile ithal etmişiz.

Cumhuriyetimizin ilk yıllarında inşa edilen Ankara Ulus’taki Maliye Bakanlığı Binasında yerli malzeme, yerli emek ne var diye aramaya başladım. Kum, çakıl taşı, kireçten başka yerli malzeme bulamadım. Amele gücünden başka da yerli emek bulamadım. Camı, çerçevesi, pencere mandalı, kapı kolu, kilidi, yerdeki 30x30 uyduruk döşeme karosu, radyatörü, musluğu, borusu, lavabosu nu ithal etmişiz. Neredeyse mermer merdiven basamağı dağımdan çıkmış basamak olarak geri gelmiş.

Bu devrin binalarını, Kara Harp Okulu, Mızıka Okulu kazan dairelerini gördükten sonra “Sömürü edebiyatı” nın o günlere daha uygun olduğu görülür.

Sigorta tabldot mutfağı için İstanbul’da havagazı şirketinin sayaç ustabaşısı Zekeriya Köksal’a 2,5-3 m² lik bir havagazı kuzinası imal ettirmiştik.

İstanbul’da Beşiktaş’ta salaş bir atölyede imalat yapıyordu. Kuzinanın üst tablasının kenarlarını elle, eğe ile yuvarlatıyordu. Yüksek randımanla havagazı yaktığı için beklerine patent almış ve fırın kapaklarını emaye kaplatıyordu.

Kuzina Ankara’da monte edildikten sonra, Serbülent Abimiz de dahil Ankara’daki tesisat mühendislerinin çoğu kuzina başında toplanmıştık.

Asistanlık yıllarında Zekeriya Köksal’ı imal ettiği cihazların testleri için Üniversiteye gelip giderken tanımıştım. Aksaray’daki bekar evimizde havagazı ocağını yakabilmek için bir kutu kibrit yakıyoruz diye kendisinde dert yanmıştım. “Beyim sen de bir bisiklet pompası edin, gaz sayacını sil. Bizim gazımız zaten yetmiyor, senin sildiğin gazı üstteki komşun yazar” demişti.

1950’li yıllarda yerli çelik kalorifer kazanı imalatı yok denilebilirdi.

40 m² den büyük kazanlarımızı, spiral vidalı stokeri ile birlikte daha küçük kazanları stokersiz olarak Danimarka’dan Dansk Stoker Firmasından, müteahhit kanalı ile ithal ediyorduk.

Süreyya Paşa Sanatoryumunun kalorifer ve buhar kazanları ile stokerleri müteahhit firma adına ithal edilmiş gümrükte beklemekte, Maliye Bakanlığınca döviz transferi yapılmadığı için gümrükten çekilemiyordu. 8 tane de şube binalarımızın kazanı için Maliye Bakanlığında talep namelerimiz vardı.

O günlerde İstanbul’da İlyas Köksal adında ustalıktan gelme bir kazan imalatçısı bulduk. Şube binalarımıza ait 8 ad. en büyüğü 35 m² satıhta yarım silindirik çelik kalorifer kazanı ihale ettik.

İlyas Köksal’ın teknik müşaviri çok değerli mühendis Turan Sargın Abimiz olduğu için ihaleyi ona vermekte tereddüt etmedik.

İlyas Köksal aşırı gecikmeli olarak kazanları bize teslim etti.

Kazan ihalesini takiben Maliye Bakanlığına talep name verdiğimiz 8 kazanı yerli imkanlarla yaptırdığımız için talep namelerimiz geri çektiğimizi, Süreyya Paşa sanatoryumu kazanları için döviz transferini talep eden bir yazı yazdık.

Bu yazıdan sonra çelik kalorifer kazanı ithalatı yasaklandı.

Sonuç olarak Sabahattin Sunguroğlu’nun SUNGURLAR Firması, Faik Hızıroğlu ve ortaklarının SELNİKEL kazan firmaları ve pek çokları zamanla adam gibi piyasaya çıktılar. Bundan sonra da küçük büyük bütün kazanlarımızı yerli piyasadan temin ettik. 1950 li yılların son senelerinde kazan projeleri üzerinden kullanılacak saç, köşebent hesabı yapıp imalatçılara tahsis belgesi veriyorduk.

Sigortadan akşam mesaimiz 17.00’da bitiyordu. Ankara’daki küçük ölçekli kazan imalatçılarından birinin sahibi mesai bitiminden 10 dakika sonra odama geldi.  “Muammer Bey kılı kırk yaparak hesaplayıp tahsis belgesi veriyorsunuz sizi araştırdım ard niyetiniz yok. Ama, benim demir tüccarı bir arkadaşım var. Akşam kepengini kapatırken Allah bereket versin bugün kantarın topuzundan şu kadar para kazandım diye dua ediyor.”

Bunların pek çoğu geride kaldı.

Projecilerimizle, teknik kadromuzla, imalatçılarımızla ne kadar övünsek azdır.

Son yıllarda (bana göre) yüz kızartan bir kat kaloriferi ve doğalgaz furyası yaşanıyor. Büyük firmaların isimlerinin arkasında gizlenen bilgisiz, kapasitesiz, bayi firmaların hataları akla sığmaz.

“Muammer Ağabey, Ankara ikliminde 1 m² inşaat sahası için 10 cm. PKKP. 600 panel radyatör fazla fazla yetiyor.” Diyen şahıs, Ankara’da en çok kat kalorifer tesisatı yapan firmanın sahibidir.

Geç kalınmış olmasına rağmen, bundan sonra hataların azaltması için Derneğimize düşen vazife var mıdır diye düşünüyorum.

Konuşmamın sonunda, çok emek verdiğim, ömrümden günlerimi, uykularımı alan, saçıma ilk ak teli düşüren isime;

Fuel-oil brülörcülüğüne geliyorum. Kapıcıların “Muammer Ustası” ekmek fırıncılarının ve yoğurt imalatçılarının sabaha karşı 3-4 sularında telefon arkadaşı idim.

Bu konuda günler boyu konuşabilirim.

Kış gecelerinde, soğukta bina bırakmamak için sabahlara kadar evime giremediğim günlerim olmuştur.

Her gün aynı problemlerle büyük sıkıntılarla karşı karşıya idik.

Yakıt firmaları fuel-oil karışımını Ankara’da ki depolarında yapıyorlardı. Yapılan karışım hileli ve yüksek viskoziteli olduğu için sürekli problem yaratıyordu.

“Standart dışı fuel-oil” adı ile piyasaya sürülen Petro kimya artığı fuel-oil olarak pazarlanıyordu.

Yetişmiş işi bilen eleman sıfır seviyede idi. Elemanları firmalar yetiştirmeye çalışıyordu.

Yanınızdaki personelden daha iyi anahtar kullanmazsanız, personelin oyuncağı oluyordunuz.

Fuel-oil firmalarının yarattığı problemler yetmezmiş gibi, voltoj düşüklüğü, frekans düşüklüğü, bilgisiz yapılmış baca problemleri gibi yerli imalata geçilmesinden doğan problemler saymakla bitmez.

Bir apartmanda kapıcının karısı,  kızı güzel ise o apartmanın brülör arızasını bitiremedim.

Bayındırlık Bakanlığının birim fiyat çalışmalarına, birim fiyat yazılımlarına zaman zaman iştirak etmişliğim vardı.

Ancak, Bakanlığının şu anda da yürürlükte olan fuel-oil brülörlerine ait birim fiyat tariflerinin elimle daktilo ettiğim, matbadan gelen taslağını kırmızı kalemimle tashih ettiğim birim fiyat tarifleri olduğunu öğünerek ifade edebilirim.

Aranızda dinleyici olarak karımda (namı değer GESTAPO) bulunuyor.

Eve gidince çok konuştum diye beni sigaya çekecek.

Bu kadar uzun konuşmamı sabırla dinlediğiniz için çok teşekker eder,

Saygılar sunarım.

 

KAZIM KIZILCA

SAYIN Başkan, sayın duayenler.sayın meslektaşlar ve sayın misafirler  bu gün aramızda olmanızdan dolayı hepinize teşekkürlerimi sunarım.Rahmetli arkadaşımız  İhsan Önen’in de burada olmasını isterdim.Toprağı bol olsun.

            Gelmekte olan yeni yılın  ülkemize ve tüm dünyaya hayırlı olmasını dilerim.

            ./. 1927 yılında Tunceli’ne bağlı Mazgirt İlçesinde doğdum. Orta Okulu Elazığ’ da okudum.Liseyi yatılı olarak Kars’ta 1946 da birincilikle btirdim. 1951 yılı haziran döneminde İ.T.Ü. Makine  Fakültesinden 6. cı sırada mezun oldum.

Askerlik dönemini Deniz K.K İnşaat Emlak Dairesinde bitirdim.

            Mecburi hizmet nedenile B.B. Yapı ve İmar Dairesi Tesisat Bürosuna atandım.Proje kontrolluk ve  tesisat kabulleri işlerine başladım.Bu konudaki ilk bilgi ve deneyimlerimi burada edindim.

             Bir gün Tesisat kitabı yazarı  Sn. Fahrettin Sönmez’in bir Hastane projesi bana verildi. Düzeltilmesi gereken hususların listesini çıkarıp kendisine verdim.Bir haftada düzeltip yeni projelerle döndü.Kendisi yokken bakıp düzeltmeleri gördüm. Gelince bakmadan projeleri damgalayınca bir ah! Çekti ve böyle yapacağını bilseydim bir hafta boyunca uğraşırmıyım dedi. Hep birlikte güldük.

            Adana Hastanesi ve Ankara Kızılay’daki TMO binasının tesisat kabul işlerini yürüttüm.Hacettepe Hastanelerinin ilk binalarında müşavirlik yaptım.

            Makine Mühendisleri Dergisinde arada sırada makaleler yazardım.Mutfak ve Çamaşırhane makineları hesapları için notlar hazırlamıştım. Sn Fahrettin Sönmez bu notları görüp beğenince bunları kendi kitabına koymak için istedi.ben de verdim.Kitabının yeni nüshasında bastı ve kitabının fihrist kısmında adımdan söz etti.Daha sonraki nüshalarda adımı görmedim,zira bilgiler anonimleşti anlaşılan.

            1958 yılında  Almanya ısı kaybı hesabında rüzgar zamlarını değiştirip dış hava enfiltrasyon metodunu getirdi.Bu metodu derhal makale haline getirip MMO dergisinde bastırdım.Peşpeşe iki dergide yayınlandı.

            Makina Mühendisleri Odsı tip kazan projeleri ihale ile bana verildi..Nuber, Artur Zinzen, Ledineg gibi Kazan kitaplarından  Johnson, Tyssen  ve Körting  gibi yayınlar dışında Türk  kazan ve brülör firmalarından tip resimler ve kataloglar alarak faydalandım.Kendilerine teşekkür borçluyum.Bir heyetçe tasdik edilen bu kazan projeleri detaylı oluşu ve gerekli hesapların beğenilmesi nedenile piyasaya iyi örnek oldu.O dönemde aydıngerden ozalit çekilerek Oda tarafından satış yapıldığından yıpranıp tükendi. Sadece Belediyelerin İmar Talimatnamelerinin 67.ci maddelerinde adı kaldı

            Gene bir gün Odamızdan 2500 TL. karşılığında bu gördüğünüz  odanın ilk ‘Sıhhi Tesisat’ kitabını 1974 yılında sipariş üzerine hazırladım.

            Hesaplarda kolaylık sağlayan ve 1’ den 30 dilime kadar  çeşitli radyatörlerin ısı verimlerini dilim bazında seçmede kullanılan tabloları tanzim edip oda dergisinde yayınlattım.Bu esaslar kitaplara ve yeni imalatlara esas oldu.Her kes aynı değerleri kullanarak hatalara yer vermeden kurtuldu.

            Muhtelif yıllarda Odaca ‘Çevre, Belediye adına  Proje tetkiki’ ve ‘Doğal Gaz’ komisyonlarında görevlendirdim.

            Kıraner ve Yükseliş Akademilerinde Mimarlık Bölümünde birkaç yıl Tesisat dersi verdim.İstek üzerine akustik konusunda konferans verdim. Öğrencilerden isteyenleri bazı önemli binalara ive kontrlumdaki inşaatlara zin alarak gezip görmeleri için götürdüm.

            EGO ve TS yetkililerile İngiliz uzmanları arasındaki doğal gaz basıncı konusunda yapılan tartışmada anlaşmazlık konusunu giderdim.

            ÖNEMLİ  PROJELERİMDEN BİR KAÇI:

            1-İstanbul Cerrahpaşa Hastanesi Ek binaları Isıtma tesisatı projeleri

Bu konuda aklımda kalanlar dökme dilimli düz yüzeli hastane tipi radyatörlerin yurt dışından geldiği, müteahhitler için iyi kar getirdiği ve bana projem için normal bedel ödendiğdir.

            2-İskenderun İsdemir Genel İdare Binası Klima Tesisatı Projesi

            İdarede Türk meslektaşlarımız ve Rus yetkililer vardı.

            Projeyi itina ile ve cephe pencerelerinin gölge durumlarını çizerek Carrier^den faydalanarak Hesaplayıp çizdim.Projeler beğenilerek tasdik edildi ve Müteahhitlik projr bedelini ödedi.

            3-İsdemir Sosyal Tesisler ısıtma projesi

            Tesisatın yaygın olması nedenile Tiçelman sistemini uygulayarak itinalı bir proje verdim.İdare projeyi tasdk etti ancak o sırada müteahhidin  iflas etmiş olduğu anlaşıldı. Müteahhit Sadece beni vaatte bulunmak ve bir kahve içirmek üzere soğk oluk denen bahçeli bir yere götürdü.Oradan derhal kalkmam gerektiğini anlayıp ısrarım üzerine kalktık.O da hiçbir bedel ödemedi, idare de alacağı yok diyerek yardımcı olmadı.

            4-Çankırı Uçaksavar Top ve Makine Fabrika binaları mekanik tesisat projeleri ve Isı Merkezi mesleki kontrolluğu

            5-SSK Tarsus Hastanesi mekanik tesisat projeleri

            6-Diyarbakır SSK Doğumevi mekanik tesisat projeleri

            7-İzmir Radyo binası mekanik tesisat projesi          

            8-Ankara Kızılay Rant tesisleri son ihale öncesi mekanik tesisat projeleri

            İLK YARARLANDIĞIM KAYNAKLAR:

            1-Rietshel-Raiss ;tercümesi 1958 yılına kadar rüzgar zamları oda şekline göre götürü olarak ve diğer kayıpların yüzdesi şeklinde uygulanıyordu.1958 yılında çıkan kitapta rüzgar zamları değiştirilerek enfiltrasyonla hesaplanır oldu.Bu hesap tarzını makale haline getirip oda dergisinde yayınlattım.

            Ayrıca radyetör hesaplarını daha kolaylaştırıp Oda dergisinde yayınlattım.Tasdik işleri daha kolaylaştı.

Virgülden sonraki kalori hesaba katılmaz oldu.

            2-Klima hesaplarında Carrier en yaygın idi.Bu esaslar American Guide adlı kitapta da aynen vardı.Klima konusunda önceleri İstanbuldan sonrları da Ankaradaki büyük firmalardan bilgi ve teknik kataloglar almaya başladık.Onlara da teşekkür borçluyum.

            4-Recknagel Sprenger kitabının eski yayını 

3-Türkçe ‘Isı Ekonomisi, Soğutma,Tesisat vs gibi kitaplar       

            ÖNEMLİ PROJELERDEN BAZISININ ÖZELİKLERİ:

            1-Çankırı         Uçaksavar Top ve Makine fabrikası

            -Önceleri bu fabrika binaları ağır sınai teçhizat için düşünülmüştü.Bu yüzde 20 tonluk gezer köprülerle donatılmış idi.Daha sonra       yapılan imalat değişikliği nedenile bu vinçler en çok 500 kg.lık namluları taşımakta sonra beklemeye alınmaktadır.Çünkü işlenecek namlu sayısı izne bağlıdır .

            -Tesisin başlangıçta daha büyük düşünülmesi ve dumandan ve kurumlardan korunması nedenile bacalara önem verildi..Benim önerim yükseklik için 70  m.idi.İdare bunu 60 m.ye indirdi.Ekli santral inşaat resmine bakınız. Baca yapısı içten dişarı doğru ateş tuğlası,onun etrafında camyünü yalıtım,sonra etrafında dolaşım sahası,en dışta da taşıyıcı betonarme baca ve içte kat döşemeleri yapıldı.Her katta bir kat çıkıldıktan sonra bir üst kata diğer köşeden çıkılıyordu.

            -Isı merkezinden ısıtma dışında sıcak su ve teknolojik maksatlı buhar da üretiliyor.Başlangıçta T.K.İ. den miktar bildirilerek yıkanmış,elenmiş Tunçbilek linyiti tahsisi istendi ise de işin sonunda Fabrkaya yakın bir linyit ocağından tahsis yapıldı.Gelen kömürün taşını ayıklamak  suretile konkasör ve elevatörleri korumak içinek personel çalıştırmak gerekti.

Bu işte müteahhidin iflası ve ölümü nedeenile iş uzadıkça uzadı ama benim kontrolluk ücretim sabit tutuldu.

            2-Ankara Tıp Fakültesi İbni Sina Hastanesi:

Bu projenin müsabaka birincisi idarece takdir edilen bedelin az ve hatalı olduğunu fark ederek işi yapmaktan vazgeçip A.B.D. ye gitmiş.İkinci gelenler eğitimci hocalar ve piyasa fiatlarından habersiz. Ama maaşları olduğundan 3 otak bu işi üstlenmiş.Bu çok karışık ve düşük bedelli konuya mekanik tesisatçı olarak girmemem için arkadaşım Sn.Celal Okutan tarafundan uyarıldım

Ancak  bu üç mimarın Israrlarına dayanamadım.

            İşin zorluğu programlar yapılırkenki Fakülte hocaları kimi emekli olmuş kimi ölmüş.Her hafta mimarlardan biri gelip Fakültenin verdiği iş yerinde çalışmasını tartışacak hocaları bulamıyor.Buldukları da yeni kimseler olduklarından cevaplar eksik kalıyor.Bazan biri diğerinin çalışma sahasından yer istiyor.Bir hafta boyunca bir mimar bir pafta çizse de ikinci hafta diğer müellif mimar gelip geçen hafta ne çizildi diye yapılan işi bakıp değiştiriyor.Üçüncü hafta gelen hiç birini beğenmeyip yeniden plan çiziyor.İdarenin mimarı da bu dutumlardan canı sıkılıp bizleri sıkıştırıyor.Benim adıma müdür seviyesinde gececi

Takviye elemanlar buldular.Tabii ki hesaplardaki hataları kendim fark ederek bunları  hem düzeltmek hem de bazı yenilikler yapmayı teklif ettim.Yalıtım kuralları yokken bu konuda  yabancı kitaplar bularak ve eskiden yapılamayan çift camlı alüminyum pencerenin artık imal edildiğini anlatarak Fakülteyi ikna ettim.Bana ek bir ücret verilmesi kabul edildi.

            Bina kuzeyde iki kattan güneyde 18 kata kadar çıkıyordu.Bu nedenle ısıtma ve kullanım suları için basınçlandırmayı iki kademeye böldüm.Önemli miktarda yakıt tasarrufu sağladım.

Kalan ressam borçlarını da bir dairemi satarak ödedim.     

            Ek notlar:Ekli resimden görüleceği üzere bina yüksek olduğundan Sulu devreler iki kademeye ayrılmıştır.Binada yönler ve bölümler nedenile çok sayıda klima ve havalandırma santraları vardır.İnşaat sırasında lambasız dolaşmak çok tehlikelidir.

3-MKEK’nun Kırıkkaledekifabrikaları

..Bu fabrikalar çoklukla silah ve patlayıcı madde üretir.

Kapı girişlerindestatik elektrik boşaltma plakaları vardır.İçeri girişte kibrit,çakmak,sigara bulundurmak yasaktır.Fabrika içinde ve çevre yollarda panik yaratmamak için koşlmaz.Buna rağmen gene de bazen patlama olur binalar uçar.

İmla tesisleri bölümünde pek çok binanın merkezi  ısıtma projesini arazinin durumunu ve iniş çıkışlarını düşünerek üç yollu sistemde yaptım.Kabulden ve çalıştıktan bir süre sonra bu bnalardan biri patlayarak uçmuş.Mahallindeki bu tek binayı projeye göre tekrar yaptıktan sonra boru bağlantısını doğru yapana kadar benim hata yaptığımı sanmışlar.

ANILARIMDAN BİR KAÇI

1-Yukarda İbniSina Hastane projesinde yeri gelmişti.

2-Yukarda İsdemir Sosyal Tesisler Isıtma projeleri bölümünde anlatıldı.

3-Psikrometrik kart ve sair ilginç konularda meraklı bazı meslektaşlar, güvendikleri kimselere bunları sorardı.Bana da bu konular sorulur isteklerini geri çevirmezdim.Bazan ben de tam tatminsiz kalırdim.Bir iki defasında sırf bilgi edinmek için İstanbul’a gidip bazen Arşavir Pişmişle bazen Alarko’dan Oktay Veral ile görüşüp bilgi alırdım.Bu bilgileri ben uygulardım.

Bazen bu yüzden arkadaşların hışmına uğrardım.

4-Teminat mektubu konusu

İbni Sina Hastanesince müellif mimarlar çağrılmış mesleki kontrolluk için teminat mektubu istenmiş.Bir gün büroma üç mimar yanlarına rektör Muhteşem beyi de almışlar.Hoş geldinizden sonra ellerindeki yazıyı gösterip kontrolluk için bizden teminat mektubu istiyorlar,ama bizim ne banka ile ilişkimiz var ne de bu miktarda paramız.Siz taahhüt yaptınız belki krediyi siz temin edersiniz.

Ben kredimin yeterli olacağını sanmıyorum ama isterseniz bir görüşme  yapabiliriz.Beş kişi kalkıp gittik.Durumu anlattılar.

Müdür, Kazım Kızılca’nın bizde kredisi sonsuz deyince hep şaşırdık.Bir yandan da sevindik.Sonradan öğrendim:bir akrabam bana arsa için toplu miktarda döviz emanet etmişti.Ben arsa alamayınca parasıyı bu bankadan sahibine aynen iade ettim.Güven bu yüzdenmiş.Neyse kredi mektubunu aldık teşekkürle çıktık.İlk ayki maaşlarımızdan senin banka mektubunu çözeriz dendi ama yıllar sonrakendim çözdüm.   

5-ASHRAE KİTAPLARI:

Ashrae kitabının 1.ci cildindeki tablo hatalarını bildirmem üzerine TTMD kurucuları veBaşkan tarafından 2.ci ciltten sonraki kitapların kontrol ve düzenleme yetkisi bana verildi.Kendilerine teşekkür borçluyum.Bu işler 4 yıl sürdü.Bu işi hem sevdim hem de derin bilgilerin bu gibi kaynak kitaplardan elde edileceğine kani oldum..Tercüme işi acele olduğundan  tercümeyi yapan sayın hocamız hatalı yazımları düzeltme işini bilerek bana bıraktı.Benim düzeltmelerimden memnuniyetini kitapların ön sözlerinde belirtti.Bu 5 ciltten başka 2 adet sözlük elden geçirildi.Hocamız Sayın Nejat Demircioğlu na karşılıklı anlayışla geçen bu uzun çalışma nedenile teşekkür ederim.

Gözlerim çok yoruldu, ama meşguliyet beni oyaladı.

6-Bolvadin Alkaloid Fabrikası

aFYON  İLİ Bolvadin İlçesinde haşhaş kapsülünden baz morfin üretmek üzere Almanlar tarafından yapılan bir fabrikadır.çevre binalar ve yerli yapılan tesisatın mekanik aksamı için ekip olarak görev aldk. Dikkate değer bazı hususlar şunlardır:Teknolojik işler Knoll firmasında.

Yabancı firmalar sözleşmelerini kendi istedikleri 3 dildeyapmışlar.İhtilaf vukuunda Avrupada kendi istedikleri ülkede dava açacaklar..

Kimyasal solventler pek çok.Asitler,bazlar,eter,vs tanklar içinde depolanıp gerekli yer ve makinelara borularla besleme ypılıyor.Buhar santralından fabrikadaki makinelara buhar ve su ikmali yapılıyor.Sosyal sitenin kirli suiarı ile fabrikanın kimyasal atık suları aynı arıtma sisteminde temizleniyor.Ancakfabrikada ani bir arızada solvent bozularak morini işe yaramaz hale getiriyor.Arızalı bölümün aniden deşarj edilmesi gerekiyor.Bu yüzden kimyasal kirlilik birden yükseliyor.Arıtma sisteminin düzeni bozularak deşarj edilen Eber glünde balık ölümlerine sebep oluyor.IKöylüler şikayetçi oluyor.Arıtma sisteminin dengesini sağlamak için sitenin pis suyu yetmediğinden bakteri üretimi için Belediyeden vidanjörle kanalizasyon pis suyundan takviye yapılıyor.

            Beni dinlediğiniz için hepinize saygılarımı sunarım.

                                                                                              Hazırlayan:

                                                                                  Y.Müh:Kazım Kızılca