Görüşüm...

Kadınların her alanda eşitçe var olabilme mücadelesi, aynı zamanda ülkelerin de özgürleşme mücadelesidir.

Kadınların toplumsal yaşamda, ekonomik ve siyasi alanda daha şiddetli bir sömürü ve eşitsizliğe tabi kalması, sadece kadınların değil, ülkenin geleceğini düşünen herkesin sorunudur.

Eşit, özgür, demokratik ve adil bir Türkiye kadınların örgütlü mücadelesi ile başarıya ulaşabilecektir.
Unutmayalım ki;
Bilimin ve teknolojinin ışığında daha çok, daha çok ve daha çok çalışmalı, çocuklarımız ve geleceğimiz için üretmeliyiz.
BİZ NÜFUSUN YARISIYIZ, nüfusun yarısını oluşturan kadınların ülkemizin karar alma mekanizmalarında ve mecliste eşit sayıda yer almasını istiyoruz.

Atatürk‘ün önderliğinde gerçekleştirilen bu tür insani devrimler, Türkiye Cumhuriyeti’nin geleceği için çok önem taşımaktadır. Kadının insan statüsünde algılanmasını sağlayan, ona değer veren liderimize sonsuz minnet ve teşekkür
ediyorum

Acilen örgütlenmeli ihtiyaçları doğru tespit etmeli
Lafta ve sözde kalmadan
Tacize tecavüze uğramış kadınlar ve çocuklar için
Yeni yasalar çıkarmalı erkekleri rehabilite etmeliyiz
Muhtaç olduğumuz kudret damarlarımızdaki asil türk kanında mevcuttur

TÜRK KADINININ SEÇME VE SEÇİLME HAKKI’nın verilişi
Kadınların siyasi hayatta seçme ve seçilme hakkını elde etmesi; toplumsal hayatta gerçekleşen Atatürk Devrimleri’nden birisidir.

1930 yılından itibaren çıkarılan bir dizi yasa ile önce Belediye seçimlerine katılma, sonra köylerde muhtar olma ihtiyar meclislerine seçilme hakkı tanınan kadınların milletvekili seçme ve seçilme hakları, 5 Aralık 1934’de Anayasa ve Seçim Kanunu’nda yapılan yasa değişikliği ile tanınmıştır.

Ülkemizde kadınlar seçme ve seçilme hakkına dünyanın pek çok ülkesinden çok daha önce sahip oldu.
Avrupa’nın ileri ülkelerinden Fransa’da 1944 yılında, İtalya’da 1945 yılında, İsviçre’de ise 1971 yılında kadınlar seçme ve seçilme hakkında sahip olurken,

Cumhuriyetin ilk yıllarını yaşayan Türkiye, 3 Nisan 1930 tarihinde belediyelerde, 26 Ekim 1933’te köy ihtiyar heyeti ve muhtarlık seçimlerinde, 5 Aralık 1934’te ise Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kadınlara seçme ve seçilme hakkı tanıdı.

Mustafa Kemal Atatürk, 1925’te Kastamonu’da yaptığı konuşmada şöyle der: “Toplumu kalkındırmak istiyorsak, izlememiz gereken daha emin ve daha etkili bir yol vardır. O da Türk kadınını çalışmalarımıza ortak etmek, hayatımızı onunla birlikte yürütmek, kadının, bilimsel, toplumsal ve ekonomik hayatta erkeğin ortağı, arkadaşı, yardımcısı ve koruyucusu yapma yoludur.”
Bu konuşma ile kadın-erkek eşitliği ilkesini açıkça ortaya koyan Atatürk, Birleşmiş Milletler’in, 20 yıl sonra kabul ettiği Evrensel İnsan Hakları Bildirgesi’nin 1. ve 2. maddesi ile yayımladığı ilkeleri, çok daha önce dile getirmişti.

Günümüzde ise ülkemizde ve kentlerimizde faaliyet gösteren birkaç kadın örgütü dışında erkek egemen bir toplumda siyasette ve iş dünyasında maalesef Türk kadınının temsil oranı çok düşük seviyelerde…
TBMM’de güncel baktığımızda 548 milletvekilinden sadece 79 kadın vekil kadınlarımızı temsil edebilmektedir.

Bugün dünyaya baktığımızda Almanya’da (Angela Merkel), İngiltere’de Theresa May, Polonya’da Beata Szydlo, Norveç’te Erna Solberg, Şili, Litvanya, Güney Kore, Hırvatistan ve daha birçok ülkede kadınlar siyasetin zirvesindeki isimler…

Cumhuriyetimizin ilk yıllarından aldığımız bu feyiz ile kadının siyasal yaşama aktif katılımını sağlamak adına öncelikle kadın-erkek eşitliği temel ilkesinin, yani toplumsal cinsiyet eşitliğinin okul öncesi eğitimden başlayarak çocuklarımızın eğitim ve öğretim hayatında, akabinde toplumun tümünde, kurum ve kuruluşlarında fiili olarak hayata geçirilerek sağlanması ülkemizin ilerlemesi açısından zorunludur.

Kadınların her alanda eşitçe var olabilme mücadelesi, aynı zamanda ülkelerin de özgürleşme mücadelesidir.

Kadınların toplumsal yaşamda, ekonomik ve siyasi alanda daha şiddetli bir sömürü ve eşitsizliğe tabi kalması, sadece kadınların değil, ülkenin geleceğini düşünen herkesin sorunudur.

Eşit, özgür, demokratik ve adil bir Türkiye kadınların örgütlü mücadelesi ile başarıya ulaşabilecektir.
Unutmayalım ki;
Bilimin ve teknolojinin ışığında daha çok, daha çok ve daha çok çalışmalı, çocuklarımız ve geleceğimiz için üretmeliyiz.
BİZ NÜFUSUN YARISIYIZ, nüfusun yarısını oluşturan kadınların ülkemizin karar alma mekanizmalarında ve mecliste eşit sayıda yer almasını istiyoruz.

Atatürk‘ün önderliğinde gerçekleştirilen bu tür insani devrimler, Türkiye Cumhuriyeti’nin geleceği için çok önem taşımaktadır. Kadının insan statüsünde algılanmasını sağlayan, ona değer veren liderimize sonsuz minnet ve teşekkür
ediyorum

Modern dünya ve ekonomik koşullar kadınlara iş hayatında önemli bir rol biçiyor. İş hayatındaki erkek egemenliği, günümüz kadınlarının çalıştıkları ortamlarda sıklıkla karşılaştıkları cinsiyet ayrımı, şiddet, cinsel taciz, kıyafet kısıtlamaları, aile yaşamındaki sorumluluklar ile iş yaşamının getirdiği sorumlulukların çatışması gibi sorunlar, Türkiye’de kadınların daha fazla stres altına girmesine ve yıpranmasına neden oluyor. Kadın ve erkek, her zaman birbirini tamamlayan bir bütündür. Durum ne olursa olsun, olaya kadın ya da erkek olarak değil, insan olarak bakılmalıdır. Böyle bir yaklaşım sergilediğimiz zaman cinsiyet ayrımı ortadan kalkmış olur. Diğer taraftan fırsat eşitliği temel çıkış noktamız olmalı. Eşit fırsat, bizleri, toplumda insan gibi yaşamaya, çalışmaya taşıyacaktır.

Türkiye’de kadına şiddetin kanayan bir yara ve ne yazık ki devlet politikaları ihtiyaca yönelik çözümler getirmiyor. Ülkemizde kadına ve çocuklara yönelik şiddet, taciz ve tecavüz maalesef hat safhada. Öncelikle bu alanda ciddi çalışmalar yapılmalı; toplumsal, kültürel seviyelerimizi yukarılara çekecek politikalar üretilmeli. Erkek çocuklarından başlayarak rehabilite ve düzenlemeler yapılmalı.

Şiddet haberlerinin medyada bu noktada çok önemli. Bu konu konuşulduğu sürece çözüm bulma şansınız var. O yüzden gazete, televizyon gibi yayın organlarının işlevi büyük. Ancak bu noktada bu haberlerin medyada nasıl yer alacağı konusu çok büyük önem taşıyor. Dikkatli bir şekilde davranıp, kadınların gözünü korkutmamak gerekiyor. Çünkü korkan kadınlar yardım isteme noktasında cesur davranamazlar ve bu da kadına şiddeti daha da arttırır.

Kadınların hiçbir dayatmaya, baskıya, tacize ve şiddete maruz kalmadan sesini özgürce haykırabildiği günler dileğiyle…

Ben kimim

Ben hayatımı iki paralel yapı üzerinde konumlandırıyprum ve tam ortasında denge unsuruyum

Dengede kalsbildiğim sürece de hayat amacımı gerçekleştirdiğimi düşünüyorum

Birtarafta iş hayatım yani kariyer planlarım hedeflerim ve maddi kazançlarım

Öbür tarafta ev yaşantım ve sosyal hayatım

Butarafta edindiğim kazanç ve kariyeri eğer sosyal hayatımda  bir faydaya dönüştürebiliyorsam  ve bir mutluluk aracı  yapabilyprsam ; DEngedeyim ve hayat amacımı gerçekleştiryorum demektir

Dolayısıyla makina mühendisiyim girirşimciyim, fütüristim, yelkenciyim ve ANNEYİM  diyebilirim

Ülkemizde doğalgaz ısıtma sistemleri, verim bakımından en çok kullanılan ve en ekonomik yakıt türüdür. Verimli ısınma açısından oldukça avantajlı olan doğal gaz, nüfus açısından yoğun olan illerde çok daha fazla rağbet görüyor.

Antalya hem nüfus olarak hem de mevcut konumundan dolayı önemli bir noktadır. Bu anlamda göç alan bu illerde yakıt ihtiyacının çevre dostu doğalgaz ile karşılanması, Antalya’nın doğasının bozulmaması ve temiz havanın kirlenmemesi için zorunlu hale gelmiştir.

Antalya’ da son yıllarda yaygınlaşan doğalgaz kullanımında bilincin artması ve doğru bilgiye ulaşılabilmesi noktasında mühendislere ve sektör paydaşlarımıza da büyük görev düşmektedir. Çevreye duyarlı bir enerji türü olan Doğalgazın iç tesisat projeleri ciddi mühendislik hesapları gerektirir.

Doğru kombi kapasiteleri, doğru radyatör boyutları ve boru çapları tercihinin bu yakıtı ekonomik kullanımında büyük önem arz ediyor.

Dünyanın en sorunsuz ve ekonomik yakıt sistemi olan doğalgaz çevre dostu olmasının yanında tasarrufludur da. Malum kullanılan kömürün çevreye verdiği aşırı kirlilik kış aylarında çok net görülür. Ancak doğalgazda hava kirliliği gibi bir sorunla karşılaşmayız.

Avrupa Birliği Direktifleri gereği üye ülkelerde 26 Eylül 2015 tarihi itibariyle 400 kW kapasiteye kadar yoğuşmalı olmayan cihazların satışı yasaklandı. Ülkemizde de Enerji Verimliliği Kanunu kapsamında çıkan Bina Enerji Performans yönetmeliği gereğince kullanım alanı 250 m2 ve üstünde olan bireysel ısıtma sistemine sahip gaz yakıt kullanılan binalarda yoğuşmalı tip ısıtıcı cihazlar veya ısı geri kazanımı sağlayan ekonomizerli cihazlar kullanılması şartı mevcut.

İlk yatırım maliyetini kısa sürede amorti edebilen yoğuşmalı kombi cihazların yakıt maliyetini azalttığı için tercih edilmesi gerekiyor.

SORUNA SORUM

Ülkemizde kadınlarımız ne yazık ki çok büyük sorunlarla mücadele ediyor.

Kadına şiddet, taciz,  tecavüz haberlerine her geçen gün yenileri eklenirken, kadıncinayetlerini durduracağız platformunun web sitesinde yer alan istatistikler tablonun vahametini daha da ortaya koyuyor.

2016 yılında ülkemizde 328 kadın erkekler tarafından öldürülürken, 400’e yakın çocuk cinsel istismara maruz kaldı.

2017’nin ilk 8 ayında ise 261 kadın öldürüldü, 252 çocuk cinsel istismara maruz kaldı, 197 kadına ise cinsel şiddet uygulandı.

Kadınlarımızın ve çocuklarımızın kaldığı bu şiddet ve tacizin çözümü noktasında yeterli çalışmalar yapılıyor mu? Ne yazık ki hayır… Hele ki yapılan bazı çalışmalar sorunun çözümünden o kadar uzak ki, şiddeti ve tacizi çözmek bir kenara daha da arttıracağı açık bir gerçek.

Bursa’da hayata geçirilen ‘pembe yolculuk’ uygulaması ve Malatya’da uygulanmaya başlanan ‘pembe trambüs’ ya da diğer bazı belediyelerde konuşulan pembe otobüsler, kadınları toplumsal hayatın dışına sürecek bir uygulama olmaktan başka bir şeye yaramayacaktır.

Kadına şiddet ve tacizin önüne, kadın ve erkekleri ayrıştırarak değil, erkeklere kadınlarla birlikte yaşamayı öğreterek geçebiliriz.

100 binin üzerindeki kadın üyesi bulunan TMMOB’un birer üyesi olarak kadınların sosyal hayatta eşit bir şekilde var olabilmesi ve kadına şiddetin önüne geçilmesi için mücadelemizi yılmadan sürdürmeliyiz.

İnsanları kadın-erkek diye sınıflandırmak, kadınların toplumsal yaşamdaki üretkenliğini, saygınlığını ve özgüvenini düşüren en önemli nedenlerin başında geliyor.

Toplumumuzun bilinçaltına yerleşmiş olan cinsiyetçilik kavramı artık açık bir şekilde gün yüzüne çıkmış durumdadır. Erkeğin kadından üstün olduğu bir anlayışın toplumun belli kesimlerinde ne yazık ki kabul görürken, 21. Yüzyılda ülkemizde eğitim hakkından mahrum kalan kız çocuklarının var olduğunu bilmek bizlere acı verse de bununla ancak bizim gibi örgütlü mücedelemiz ile baş edebiliriz.

Kadınların iş hayatındaki rolünün önüne geçen annelik, ev kadınlığı ya da iyi bir eş olma sorumlulukları erkek tarafından paylaşılmadıkça maalesef okuyan kızlarımızın da bir çoğu eğitim hayatı sonrasında işsiz ya da çalışmamayı tercih etmek zorunda kalmış kişiler olarak yaşamlarını sürdürmek zorunda kalacaklardır.

 

ÇÖZÜM

Kadınların sosyal yaşamdan soyutlanması değil, aile hayatındaki sorumlulukların eş tarafından da paylaşılmasındadır.

Kadın ve erkek arasındaki fırsat eşitliği her alanda temel çıkış noktamız olmalı. Eşit fırsat, bizleri, toplumda insan gibi yaşamaya, çalışmaya taşıyacaktır.Kadınlarımızın maruz kaldığı şiddet ve cinsiyetçi yaklaşımların ortaya çıkardığı toplumsal sorunların geleceğimizi tehdit eden bir sorun olduğunu unutmamalıyız.

Kadınların toplumsal yaşamda, ekonomik ve siyasi alanda daha şiddetli bir sömürü ve eşitsizliğe tabi kalması, sadece kadınların değil, ülkenin geleceğini düşünen herkesin sorunudur. Eşit, özgür, demokratik bir Türkiye, kadınların örgütlü mücadelesi ile başarıya ulaşabilecektir.

Sonuç olarak biz kadınlar, ülkemizde mücadele eden kadın platformları, STK, Sendika ve Derneklerle birlikte mücadelemizi ortaklaştırmak ve hız kazandırmak zorundayız.Öncelikle bilinçlenmeli ve mücadeleye daha fazla kadını katabilmeyi başarmalıyız.

Unutmayalım ki;

Bilimin ve teknolojinin ışığında daha çok, daha çok ve daha çok çalışmalı, çocuklarımız ve geleceğimiz için üretmeliyiz.

Atatürk’ün de dediği gibi ‘Bizim toplumumuz için ilim ve fen lazım ise, bunları aynı derecede hem erkek hem de kadınlarımızın iktisap etmesi lazımdır.’

“Aynı coğrafyada birbirine değmeden akan ırmaklar çok. Ama bizim varoluşumuz birbirimizle ilişkili. Kurtuluşumuzu birlikte örmemiz gerek. ‘Öteki’ değiliz birbirimize. Farklılıklarımız bizi farklı deneyimlerle donattı. Şimdi bu deneyimleri birbirimize sunuyoruz. Birleştiriyoruz.”

Ayşen – Eylül 2017

Suudi kadınlar da artık araç kullanabilecek

Ülkemizde kadınların yaşadığı sorunları her fırsatta dile getirmeye çalışırken, dünyanın farklı yerlerinde de kadınlarla ilgili çok tartışılan uygulamalar pekala görüyoruz. Çağı yakalamakta zorluk yaşayan ya da dini yasaların uygulandığı ülkelerde kadın olmak elbetteki zor ancak şu bir gerçek ki kadınları sosyal hayattan dışlamanın bu tür ülkelerde bile artık çok güç olduğuna şahit olabiliyoruz. Öyle ki kadınların dünya üzerinde araç kullanmasının yasak olduğu tek ülke olan Suudi Arabistan’da bile Kralın imzaladığı bir kararname ile Suudi Arabistan’da artık kadınlar da araba kullanabilecek. Suudi Arabistan’da yaşanan umut verici gelişmelerden biri de geçtiğimiz günlerde kuruluş yıldönümü dolayısıyla Suudi kadınların hayatlarında ilk kez stadyuma girebilmiş olmalarıydı. Kadınların ilk kez 2015 yılında seçme ve seçilme hakkına sahip olduğu Suudi Arabistan’dan ve kadın ve erkeklerin eşit görülmediği diğer ger kalmış toplumlardan bu tarz güzel haberlerin sıkça gelmesi temennisiyle…

Ayşen- Eylül 2017

17 Ocak 2016 günü göreve geldiğimde Makina Mühendisleri Odası’nın ilk kadın başkanı olarak bir ilki başardım. Basınımızda da büyük bir ilgi gören bu başarı, aslında kadınların ülkemizde yönetim kademesinde pek de görev almadığını gösterdi bizlere.

Ülkemizde ve kentlerimizde faaliyet gösteren birkaç kadın örgütü dışında erkek egemen bir toplumda siyasette ve iş dünyasında maalesef Türk kadınının temsil oranı çok düşük seviyelerde…

TBMM’de güncel oranlara baktığımızda 548 milletvekilinden sadece 79 kadın vekil kadınlarımızı temsil edebilmektedir. Kadına şiddetin, cinayetlerin ve tecavüzlerin bir hayli yüksek olduğu toplumumuzda bu sayı belki de bu acı bilançonun başlıca nedenlerinden biri olarak gösterilebilir.

 

Mühendisler olarak kendi alanımızda bir değerlendirme yapacak olursak; 31 Aralık 2016 itibariyle mevcut rakamlara baktığımızda TMMOB’un toplam 510 bin 559 üyesinden 111 bin 393’ü kadın, 399 bin 166’sı erkeklerden oluşmaktadır.

 

Makina Mühendisleri Odası’nın 103 bin 700 üyesinden sadece 9 bin 492’si kadınlardan oluşurken geri kalsan 94 bin 208 üye ise erkeklerden oluşuyor.

Antalya Şubemizde ise 276 kadın üyemiz, 2 bin 500 erkek üyemiz mevcut.

Bu rakamlara baktığımızda kadınlarımızın mühendislik alanında da istenilen seviyelerde olmadığını görüyoruz.

Bu noktada Atatürk’ün ;

‘Bizim toplumumuz için ilim ve fen lazım ise, bunları aynı derecede hem erkek hem de kadınlarımızın iktisap etmesi lazımdır’ sözünü hatırlatmak isterim.

 

Kadınların iş hayatındaki dejavantajlarını düşündüğümüzde, öncelikle aile sorumluluğunun tamamının kadına verilmesi bir dezavantaj kadın için.

Bu dejavantajları nasıl ortadan kaldırabiliriz noktasında; Burada paylaşımcı bir yapı oluşturulmalı. Kamu ve özel sektörde kadına destek olucu teşvikler getirilmeli . Rol modeller desteklenmeli ve arttırılmalı.
Kadının kadına bakışı, örgütlenmesi bu yolda en önemli adımlardan biridir. Biz ne kadar güçlüysek kendi yolumuzu o kadar açabiliriz. Yeter ki, kariyer planlarımızı yapabilecek, fırsatları görebilecek kadar donanımlı ve istekli olalım.’

 

Kadın istihdamı ülkemiz için son derece önemli. Çünkü, kadın ve erkek aynı toplumda yaşıyoruz. Ancak kadın, toplumda farklı konumlandırılıyor ve toplumsal rolü yanlış tanımlanıyor. Yani kadın doğurgandır çocuk büyütür, evin işlerini yapar vs. Oysa kadın hayal
edebilen, hayal ettiğini hayata geçirebilen, çocukları için stratejik planlar yaparak hayatlarını kurmasını sağlayan donanımlı varlıklardır. Kadının iş hayatında olması gerektiği yerde olmamasının en önemli nedeni, erkek egemen bir toplumda konumlandırılamaması ve erkek
tarafından önünün kesilmesi diyebiliriz. Ancak bizler birer rol model olarak toplumdaki bu yaygın görüşü yavaş yavaş yok edebiliriz. Bu bağlamda kadınlarımız adımlarını büyük atmalı, mücadelesini vermeli ve kendimiz için politikalar üretmeliyiz. Daha özgür, daha demokratik ve daha adil mücadele,kadınların örgütlenmesiyle gerçekleşebilir.

 

Bilim ve teknoloji alanında gösterdikleri başarılarla isimlerinden söz ettiren Türk kadınlarımız arasında yer alan ve Einstein ile aynı listede yer alan Prof. Dr. Feryal Özel’i, teknoloji denince akla gelen Ayşegül İldeniz’i, dünyada yüz naklinin ilk güvesini atan Doç. Dr. Betül Gözel Ulusal’ı, ABD’nin elektronik çöpünü dönüştüren Nurgül Yavuzer’i, Microsoft’un ardından dünyanın en büyük ikinci yazılım şirketi olan Oracle’da Kıdemli Tasarım Direktörü olarak çalışan Aylin Uysal’ı, şimdilerde Continental’in Silikon Vadisi’nde oluşturduğu Akıllı Taşımacılık Sistemi Merkezi’nin CEO’su olan Meşhur Kalp Cerrahı Uzmanı Dr. Mehmet Öz’ün kız kardeşi Seval Öz Özveren’i, Medikal teknoloji alanında çalışarak pilsiz giyilebilir kalp çipi ve cilt kanserini teşhis eden bir cihaz geliştiren, Harvard Üniversitesi’nin genç akademi üyeliğine seçilen ilk Türk Canan Dağdeviren’i saygıyla selamlıyorum.

Kadınların her alanda eşitçe var olabilme mücadelesi, aynı zamanda ülkelerin de özgürleşme mücadelesidir. Kadınların toplumsal yaşamda, ekonomik ve siyasi alanda daha şiddetli bir sömürü ve eşitsizliğe tabi kalması, sadece kadınların değil, ülkenin geleceğini düşünen herkesin sorunudur. Eşit, özgür, demokratik ve adil bir Türkiye kadınların örgütlü mücadelesi ile başarıya ulaşabilecektir.

Unutmayalım ki;

Bilimin ve teknolojinin ışığında daha çok, daha çok ve daha çok çalışmalı, çocuklarımız ve geleceğimiz için üretmeliyiz.

Ayşen – 2017

 İnsanoğlunun, yeryüzündeki var oluşundan itibaren icat edilen her şey, hayal etmekle başladı…

Evet, her şey bir hayal ile başladı;

Dünyada geniş yankılar uyandıran ve teknolojinin hız kazanmasında önemli yeri olan buluşlarına, hayal basamaklarından çıkarak ulaştılar. Çünkü onlar, hayallerin keşfetmek olduğunun bilincindeydiler.

Tarih boyunca dört büyük endüstriyel devrim yaşanmıştır;

Su ve buhar gücünün daha verimli kullanılmasını sağlayan mekanik tezgahların bulunması

Henry Ford’un üretim bandı tasarımı ve elektriğin seri üretimde kullanılmaya başlanması, üretim hattının geliştirilmesi.

 1970’lerde üretimde mekanik ve elektronik teknolojilerin yerini dijital teknolojiye bırakmasına sebep olan programlanabilir makinelerin kullanılmaya başlanmasıyla oldu.

Günümüz bu 3. Endüstri Devrimi içindedir

4üncüsü ise Endüstri 4.0. 4. Endüstriyel Devrimi başlatacağı düşünülen Endüstri 4.0,  endüstriyel bir strateji plânıdır.  Makinaların makinalar ile kablosuz olarak haberleştiği,ü  Makinaların insana sormadan birbirlerini imal ettiği bir devrim.ü

Peki Türkiye 4. Sanayi Devrimi’nin neresinde?

Öğrencileri bilim ve teknoloji alanlarında üretkenliğe teşvik etmek,

  • Öğrencilerin gizli kalmış yeteneklerinin danışman eğitimcilerle desteklenerek geliştirilmesine ortam hazırlamak,
  • Ülkenin geleceğini yönlendirecek, bilimsel alanlarda özgün ve farklı düşünceler ortaya koyabilen, öz güveni gelişmiş bireyler yetiştirilmesine katkıda bulunmak,
  • İlgi ve yetenekler doğrultusunda takım çalışmalarının geliştirilmesiyle birlikte ülkemize yeni mucitler kazandırmak,
  • Proje hazırlama, geliştirme, oluşturma ve uygulama deneyimlerini ve öğrencilerin sunum ve kendini ifade etme becerilerini öğrencilere kazandırmak,
  • Makina Mühendisleri Odası ve Mühendislik mesleğinin bilinirliğinin arttırılmasını ve çocuklar tarafından tanınmasını sağlamak
  • Makina Mühendisleri Odası ve Mühendislik mesleğinin, ilgili sosyal sorumluluk projesi sayesinde minimum maliyet ve mevcut imkânları ile güçlü bir toplumsal kampanya sayesinde toplumsal imajının ve bilinirliğinin arttırılması Proje Hedefleri Proje Hedefleri
  • STEM eğitim sisteminin bilinirliğini arttırmak
  • Katılımcı eğitim anlayışını benimsetmek
  • Genç beyinleri üretici düşünce yapısına zorlamak Proje Hedefleri
  • Fen bilimleri, Teknoloji, Mühendislik ve Matematik derslerinin bir bütünün parçaları olduğunu aşılamak
  • Problemlere çözümcü yaklaşımı genç beyinlere aşılamak
  • Eğlenerek öğrenme yöntemini yaygınlaştırmak

Ayşen-Mayıs 2017

Güneş enerjisi sistemleri, güneş ışığından yeni ve yenilenebilir enerji elde edilmesine dayalı bir teknolojidir. Çevresel olarak son derece temiz bir enerji kaynağı olan güneş enerjisi sistemleri günümüzde teknolojik olarak ilerleme gösterip maliyet bakımından düşme göstermektedir. Güneş enerjisi sistemleri teknolojilerinin bir kısmı ışık ya da ısı enerjisi şeklinde kullanılırken, diğer kısımları ise elektrik elde etmek şeklinde kullanılmaktadır. Güneş enerjisi sistemlerinde farklı çalışma prensiplerine sahip çeşitler bulunmaktadır.

Güneş enerjisi sistemlerini galvaniz sistemler, statik alüminyum sistem, krom nikel sistem, vakum tüplü krom nikel, basınçlı sistem ve merkezi sistem olarak altı farklı kategoriye ayırabiliriz. Bu sistemlerden galvaniz, statik alüminyum ve krom nikel sistemlerin çalışma prensipleri aynı olup fiziksel özellikleri farklılık göstermektedir. Bu sistemler doğal sirkülasyonludur ve sistemin çalışması için herhangi bir pompa kullanılmaz. Üst üste iki depo olarak görünür, üst depoda soğuk su, alt depoda ise sıcak su bulunur. Şebekeden gelen soğuk su üst bölümde bulunur. Sıcak su kullanıldığı zaman üst bölümden alt bölüme soğuk su akışı olur ve su ısınmaya başlar. Bu sistemlerde çok kısa zamanda sıcak su elde edilir ve şebeke suyunun kesilmesi halinde besleme deposu devreye girer. Genellikle don olayının görülmediği bölgelerde kullanılmaktadır.

Vakum tüplü güneş enerjisi sistemleri iç içe geçmiş iki cam tüpten oluşmaktadır. Bu tüpler arasında vakum bulunmakta olup bu vakum sayesinde ısı kaybı minimuma inmektedir. Sistemin dışında bulunan cam her türlü hava şartlarına dayanıklıdır. Aynı şekilde içteki cam da dayanıklı olup üzeri seçici yüzeyle kaplıdır. Bu yüzey sayesinde tüpe gelen ışınların son derece iyi şekilde emilip ısıya çevrilir.

Basınçlı güneş enerjisi sistemleri her türlü iklim şartlarında kullanılabilen ve su kesintisi olmayan bölgelerde tercih edilen sistemlerdir. Sıcaklık ve basınç arttıkça su sıcaklığı artar.

Merkezi sistemler kapalı devreler olup her türlü iklim şartlarında kullanılabilirler. Sistem kapasitesi belirlenirken günlük su tüketimine bakılır. Bu tüketime göre kollektör sayısı hesaplanır. Fabrika, iş merkezi, otel gibi büyük işletmelerde kullanılmaktadır.

Güneş enerjileri diğer fosil enerji gurupların da olduğu gibi anında enerji verimliliği yoktur ve en belirgin dezavantajı da budur.Güneşle su ısıtma sistemleri prensip olarak güneşi yaklaşık 25 derecede 3 saat alması gerekmektedir.Bu da demek oluyor ki kışın veya güneşli ,bulutlu havalar da sistemimizin performansı düşecek ve güneş enerjisi sistemin den faydalanılmaz hale geleceğiz.

Güneş enerjisi sistemlerinden maksimum kullanım elde edebilmemiz için imalat aşamasında ve kurulum aşamasın da çok dikkat etmeliyiz. Örneğin,kurulum yönü,güneş enerjisi kolektörleri tam güney yönüne bakmalı,aynı zaman da kolektörler belirli bir derece ölçüsünde  sisteme adapte edilmelidir.

 Kış ayların da güneş enerjimiz ısıtma güçlüğü çekeceği için, güneş enerjinize yetkili tarafından rezistans montajı yaptırabilirsiniz, Fakat ilk güneş enerjisi alırken kaliteli ve güvenilir işletmeden alınmayan ürünler de rezistans manşonu olmayabilir,bu da size ek maliyet oluşturacaktır.Güneş enerjisi rezistansını 50 tl ile 100 tl arasında temin edebilirsiniz.

Gün ısılar Antalya’da kapalı devre sık kullanılmakta olup yılda en az 1 kez bakım yapılması gerekiyor. Ömürleri 6-8 yıl arasında değişmektedir.

Ayşen-Mart 2018

Dünyanın en eski mesleklerinden biri olan mühendislik, bilimsel ilkelerin, doğadaki kaynakların en verimli biçimde yapılara, makinelere, ürünlere, sistemlere ve süreçlere dönüştürülmesi amacıyla uygulamaya konması sanatıdır.

Bilgiyi pratik amaçlara uyarlamak için uygun karar verebilmeyi, sorunlara yeni çözümler bulabilmeyi ve yeni aygıtların, süreçlerin maliyetini, işleyişini önceden görme yeteneğine sahip olmayı gerektiren mesleğimizde, araştırma, geliştirme, tasarım, yapım, üretim, işletme ve yönetim büyük önem arz etmektedir.

Sektörel gereksinimlerin hızlı, güvenilir ve yenilikçi bir anlayış ile karşılamaya çalışan endüstri sektöründe, hızla gelişen teknoloji olanakları sayesinde yeni bir sanayi reformu olan Endüstri 4.0 dönemine girmekteyiz. Teknolojinin sürekli geliştiği bu sektörde Türkiye bunun neresinde, bunu ciddi anlamda sorgulamalıyız. Bu vizyonun birçok unsuru bugün hazır ama bu unsurların entegre bir bütün olarak birleştirilmesi gerekiyor.

Unutmamalıyız ki, teknoloji üreten ve geliştiren toplumlar güçlü toplumlardır. Teknoloji deyince ilk akla gelen ise biz mühendislerdir. Endüstri 4.0’ı yakalayabilen, daha güçlü ve mutlu bir ülke olmamız için genç, dinamik ve vizyonu geniş mühendislere ihtiyacımız vardır.

Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün de ifade ettiği gibi

“Ülkemiz içinde uygar düşüncelerin, çağdaş ilerlemelerin bir an yitirmeksizin yayılması ve gelişmesi gerektir. Bunun için bütün bilim ve fen adamlarının bu konuda çalışmayı bir namus borcu bilmesi gerekir”

Şubat 2016

Ayşen Hamamcıoğlu/Antalya

İnsanlık tarihin en eski mesleklerinden olan MÜHENDİSLİK, medeniyetlerin çağdaş toplumlar seviyesine gelmesinde en önemli rolü üstlenirken, aynı zamanda da geleceğimizi inşa etmeye devam ediyor.

Bilimsel bilgiye dayanan mesleğimiz, üniversite giriş aşamasında en çok tercih edilen bölümlerin başında gelirken, mühendislerimizin sorunları da her geçen gün biraz daha artmaktadır.

1979 yılında ekonomik ve demokratik talepleri için on binlerce mühendis, mimar, şehir plancısının 49 ilde 443 işyerinde iş bırakmasının yıl dönümü olan 19 Eylül, Tmmob Mühendis, Mimar, Şehir Plancıları Dayanışma Günü olarak kutlanıyor.

Ancak mühendis, mimar, şehir plancılarının bazı alanlardaki yetkileri uluslararası sermaye kuruluşlarına devredilmiş, bazı alan ve yetkileri kısıtlanmış, bazıları ortadan kaldırılmış, eğitimde de önemli dönüşümler gerçekleştirilmiştir.

Tüm bunlara rağmen bilinmelidir ki, cumhuriyet, demokrasi, sosyal hukuk devleti, laiklik, adalet, eşitlik, özgürlük, barış ve kardeşlik; planlama, sanayileşme, kalkınma, kamusal yarar, kamusal hizmet, kamusal denetim ve güvenceli çalışma mücadelemiz bu bilinçle sürecektir.

Ayşen- Eylül 2017