Tercihlerimiz

Hep sorulur  seven mi yoksa sevilen mi olmak istersin diye

ve çoğunlukla cevap hep aynıdır.. sevilen olmak isterim..

peki neden  sevilen olmak isteriz… 

sonra da tüm kültürümüzü oluşturan müzikte sanatta o doğurgan olan sevenin şarkılarını şiirlerini romanlarını yada ”O”  nun için yazdığı senaryolarla rahatlar neşelenir hüzünlenir hatta eğleniriz..

yaradılışımızdan gelen alışkanlıkla sevilen olmak kolayıdır.. hani doğumumuzda annemizin bize uyguladığı gibi…sorumluluk gerektirmez..

nasılsa seveniniz her şeyi sizin adınıza düşünür ayarlar, sizin mutluluğunuz onun yaşam kaynağıdır, zamanını size adamıştır aranmaz, hep toktur, doyumludur..

içindeki kaynağın farkındadır aslında… kendi kaynağının;   sevdiğini düşündüğünün  aynasında, yolladıklarının kendisine dönüşü ile doğurganlığını maddeselleştiriyordur acizane bir şekilde… Aslında o da bilmez içindeki çoşkunun ne olduğunu, öyle bir çoşku ki teni tazelenir, gözlerine ışık dolar, her gün başka bir  tat içerisinde demlenir yani dem verir.. Sevmenin vermek, vermenin kaynağa yaklaşmak olduğunu bununsa özdekini maddede yaşamak ve hayat amacımızı anlamak olduğunu belkide bilmez… 

Sakin bir teslimiyet içerisinde hiç durmadan usanmadan ”gelene eyvallah gidene de eyvallah”  dercesine huzurludur kusur aramaz ve engel tanımaz ve sevgi denizinde  deryalara yelken açmaktadır. 

Sevilen se; güvenli köşesinde kraliçeler kraliçesi korunaklı sarayları içerisinde aslında bir bakıma da hapishanesindedir kendi gönlünün..

Sevilmenin verdiği nefsani doyum, muhteşem elmas takılarında parlasa da çoğunlukla ruhsal mide bulantıları içerisinde sancılar çeker… kabuk kabuk oluşmuş benlik duyguları onu gönlünün özünden uzaklaştırır.. Sevilen bilmez ki aslında sevenin  öz benliğine olan sevgisinde kendisinin hiç bir payı yoktur..( aslında en acı olanı da budur ki ancak yüksek idraklar bunu keşfedebilmiştir)

nesrinin kitabında dediği gibi ”sevmek aslında tanrısaldır”..

seven anını yaşar ve  ötesi için pazarlık yapmazken,  sevilen geçmiş ile gelecek arasındaki pazarlıklardan oluşturduğu zihninde  zekası ile yaptığı yolculukta, zamanını  sofrasında çeşitlendirerek yer  tüketir..

işte sevgide kalanın evrenselliği de bu zamansızlıkta doğar, çoğalır…dolayısı ile hep şimdi dedir hep anı yaşar ..

Belkide  Allah’ın kullarını koşulsuz sevmesi hep bundandır… kulda ise hep bir şart olması… o olursa bu olursa  hep bir gelecek zaman..

belki de hep bundandır almadan vermek Allah’a mahsusdur .. söylemleri

SEVMENİN ASALETİ, ne kadarda zor anlayabileceğimiz bir değerdir oysa..

Üstüne üslük hep bir ”tövbe” ile gidilen kapıdan ” af” ile dönmemize rağmen bir sonrakine  olan yüzsüzlüğümüz ne büyük acizlik Yüreklerdeki o kara delikler;   işte bu sevememenin  verdiği mide bulantısıdır, bilip bilmeden yaşanan….

Sezen’in de dediği gibi ”Ne acı… ne acı… insan insan kendine ne kadar yenik…Bulunmadı ihanetin ilacı yürek koca bi kara delik”

Yer gök Aşk ise eğer;  bu bağsız bağlanmada ki çapraz döngü nedir

yada ağzımda meydana gelen tatsızlığın tadındaki doyum nedir

başka bir deyişle beyazın renksizliğindeki,  tüm renkler nedir

yada insana dünya gözü ile ile baktığında gördüğü et ve kemik nedir

nedirrrr…..

Sevebilme kabiliyetinin insan ruhundan yansıyan vicdani bir boyut olduğunu düşünür oldum, bencilliğin önüne geçebilen tek şey yani.. beni bırakıp da sende var olmak, ne de zor.. ne yaparsa yapsın hak ile ona ilerlemek ve hak vermek kendi acziyeti içerisinde, diğerini  keyif alarak seyretmek ..

”HAK” vermek ve verdiklerin ile mutlu olmak..

tüm sorgumuzda burada başlamalı belkide, hak vermekten kasıt nedir sevenin bildiği şey ya da çoşkusu bu olmalı demekkik

baktığınızda hak vermek sevenin sevdiğini hoş görmesi gibi algılanab

bildiği şey ya da çoşkusu bu olmalı demekki

baktığınızda hak vermek sevenin sevdiğini hoş görmesi gibi algılanabilir ancak öyle keskin bir noktadır ki bu…  incelmiş nefsin kıvrak oyunlarından biridir… işte bu ben gibi tam da gerçekten sevememiş birinin dilinden dillenen ve şükür ki söylerken anladığım…..

”HAK” vermek  vesile olmaktır gerçekten seven için,

çünkü o bakmaz ne hoşa ne de hoşnutsuzluğa.. 

o HAK’tan gelene vesile olur sadece ve sadece.. 

çünkü haktan insana yansır…  kabuksuz bir benlik ise bu  gelen sevgiyi bencillikle kendi içinde tutmak ister … 

sanır ki kendinde  kalırsa sevgiye kanacaktır, dolayısı ile saklar bencillik eder.. yıllarca yaşandığı gibi

aşık olansa bu  haktan gelene sadece vesile olur ve sevdiğine yollar, verir…

işte aşkın temel döngüsü de budur belkide.. 

Seven kişi, aşka düşen kişi ne verdiğini bilir ne de aldığını ne de verdiğinden bekler…

O sadece sevebilme kabiliyetinin içinden geçirdiği duygu selinin üzerindeki  bir yaprak gibi akar akar akar….

ne mutlu sevebilecek bir aynaya sahip yüksek vicdanlı aşıklara…